Ana Sayfa        Haberler          vefat edenler   iletişim         Otobüs Tarifesi   Akviranca         Tel Rehberi

 

 

 

Yükleniyor...

 

 

 

 

Veyis Güngör ve Ahmet Suat Arı Haber’de Hollanda Gündemini Değerlendirdiler

Tarih26.12.2015 09:07   Akören Sitesi  web counterkişi bu haberi okudu

Çifte aidiyeti teşvik eden politikalar üretilmeli…

 

 

Veyis Güngör

Hollanda’nın politikası:’güzel Türkçe ve güzel Hollandaca konuşan bireyler kazanırlar ve kazandırırlar olmalıdır’. Başbakan Yardımcısı, Sosyal İşler ve İstihdam Bakanı Lodewijk Asscher’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı yeni açıklamlarla aidiyet meselesi yeniden gündemimize oturdu. Yapılan araştırmalar sonucu gösteriyormuş ki, Türk ve Fas’lı gençler kendilerini Hollandalı hissetmiyorlarmış. Eee ne yapalım bay Lodewijk Asscher? Kolaysa, siz Türk ve Faslı gençlere ‘kendilerini Hollandalı hissettirin’ o zaman diyesi geliyor insanın. On yıllardır uyguladığınız entegrasyon politikalarının daha doğrusu asimile politikalarının sonucu bu işte. Araştırmaların sonucu doğruysa karşınızda, kendini Hollandali hissetmeyen bir nesil var. Ne yapacaksınız peki şimdi? Bu köşeden defalarca yazdık. Kimliğimizin nasıl şekillenmesi getektiğini ifade etmeye gayret ettik. Hollanda’da geleceğimizi nasıl inşa etmek istediğimizi belirttik. Hem içinde yaşadığımız ülke Hollanda’ya hem aidiyet duyduğumuz Türkiye’ye hem de gönül coğrafyamızın uzandığı dünya topluluklarına karşı hissettiğimiz sorumlulukları formüle ettik. Bütün bunlar bizim burada varolma sürecimizin olmazsa olmazları dedik. Biz, bir zamanlar dünyaya yön vermiş bir medeniyetin çocukları olarak, insanlığın çatışma yaşadığı 21. Yüzyıl Avrupa’sında bize ait olan ‘merhamet’ değerinin yeniden bireyin kurtuluşu olacağını yazdık. Bu aslında, aynı zaman da yeni bir medeniyet tasavvurudur dedik. Madem bu konu bir defa daha Hollanda gündemine geldi, o zaman düşüncelerimizi yeniden hatırlatalım, ifade edelim. Belki bu sefer anlaşılabiliriz. Öncelikle belirtmek isteriz ki, Hollanda’da yaşayan Türkler veya müslümanlar olarak kendimizi ne kadar Türkiye’ye ait hissediyorsak, aynı zaman da Hollanda’ya da ait’iz. Eğer bu aidiyette bir sorun yaşanıyorsa bunun tek suçlusu olarak bizleri işaret etmeyiniz. Bu doğru olamaz. Siz, Hollanda karar vericileri olarak, bizim dünyamızı anlamakta eksik kaldığınızı kabul etmelisiniz. Belki, bizim kendimizi sizlere anlatmakta hatalı olduğumuzu ifade ederseniz, size haklılık payı verebiliriz. Bu noktada bizim eksikliklerimiz var, kabul ediyoruz. Özellik Türkler, daha içine kapanık bir toplum modeli seçerek Hollanda’da yaşamaya devam ediyorlar. Bunu tartışabiliriz. Ama, Türk ve Faslı gençler kendilerini Hollandalı hissetmiyorlar ifadesi çözüm odaklı bir yaklaşım değil, ayrıştırmacı bir formulasyondur. Meseleye çözüm odaklı bakacaksak, Türk ve Fas’lı gençlerin ‘çifte aidiyet’e mensup olduklarını ve bunun getirdiği sorumlulukların olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Devamla birlikte, ortak çalışarak bu çifte aidiyet duygusuna ve sorumluluğuna sahip olan nesillerin, hem içinde yaşaddıkları Hollanda için hem aidiyet duyduları ülke ve toplumlar için nasıl faydalı hizmetler gerçekleştirebilecekleri üzerinde kafa yormamız, politikalar üretmemiz gerekmektedir. Çoğu zaman ifade ettiğimiz gibi, çifte aidiyetin, Hollanda toplumu için, Hollanda’nın uluslararası ilişkileri için bir şans ve zenginlik olduğunu kabul etmemiz ve bu sinerjinin insanlık barışına katkısı üzerinde de kafa yormalıyız. Sözkonusu zenginliğin ekonomik, sosyal, kültürel ve insani boyutları üzerine projeler üretip, hayata geçirmemiz yeni toplum anlayışının olmazsa olmazları olmalıdır. Örneğin, Hollanda’da yetişen Türk gençlerinin Türkçe öğrenmelerinden korkmamalıyız. Aksine teşvik etmeliyiz. Hollanda’nın politikası:’güzel Türkçe ve güzel Hollandaca konuşan bireyler kazanırlar ve kazandırırlar olmalıdır’. Türkçe ve Hollandaca konuşan Hollandalı Türk gençlerinin bir çok alanda ama en önemlisi de Türkçenin konuşulduğu coğrafyada Hollanda’nın kalkınması ve ilişkilerine hatta menfaatlerine katkısını hesap etmeli ve bunun şuuru içinde olmalıyız.

Sonuç olarak ifade etmeliyim ki, bizim için çifte aidiyet bir realitedir. Kaçınılmazdır. Var olmamızın bir parçasıdır. Kısacası bizim sosyolojimizdir. Bu böyle biline. Dolayısıyle; çifte aidiyetin Hollanda için bir tehlike olmadığı idrak edilmelidir. Tam aksine hem Hollanda’da yaşayan Türkler için hem de Hollanda için bir zenginliktir. Toplumun dönüşümü için bir şanstır. Yerinde ve optimal olarak değerlendirilmelidir. Karar vericiler ‘Hollanda’daki Türk ve Fas’lı gençler kendilerini Hollanda’ya ait hissetmiyorlar’ propogandası yerine, olaya bir de yukarıdaki yaklaşımdan bakmayı denesinler. Belki Türk ve Fas’lı gençleri Hollanda toplumuna kazandırdırler. Ve insanlık kazanır. Veyis GÜNGÖR / Aralık 2015

Not: 2016 yılının tüm insalık için hayırlara vesile olmasını, kutuplaşma yerine birlikte çalışmanın ön plana çıkması

 

Ahenk içinde birlikte yaşamak o kadar da zor değil

Ahmet Suat Arı

Yanılmıyorsam 1993 yılının bir kış günüydü. Zamanın başbakanı Ruud Lubbers CDA Enschede teşkilatının düzenlediği bir toplantının şeref misafiriydi. Bu vesileyle de benim de aralarında bulunduğum CDA üyesi bir grup Türk ve Türk STK’larının oluşturduğu Enschede Türk Platformu yöneticileri kendisiyle sohbet etme imkanı bulmuştuk. O sohbetin en kayda değer özelliği Sayın Lubbers’ın bizleri Hollanda vatandaşı olmaya davet etmesiydi. Hem de TC vatandaşlığımızı bilhassa muhafaza etmemiz gerektiğinin altını kalın çizgilerle çizerek!

Sayın Lubbers’ın bu konudaki çizgisinde bir sapma olmadığından eminim. Zira kendisi bir çok platformda çok kültürlüğün önemine vurgu yapmaya devam etmektedir. Ancak ülkedeki genel yaklaşım Lubbers’ınkinden fersah fersah uzaktır. Gün geçmiyor ki aidiyet, ona bağlı olarak da sadakatle ilgili bir tartışma olmasın. Bu ülkeye ‘uyum sağlamak’tan anlaşılan kendi geçmişinle arandaki köprüleri yakıp tam anlamıyla teslim olmaktır. Anadilini çocuklarınla konuşmak ‘uyum’a engel olduğu düşüncesiyle tasvip edilmediği gibi, düşüp kalktığın insanların kendi kökeninden olup olmadığına bile bakılmaktadır. Kısacası asimile olmanız alenen talep edilmektedir. Daha önceki bir kaç makalemde de değindiğim gibi kaş yapayım derken göz çıkarılmaktadır. Zira bu yaklaşım iki kültürü birbirine yaklaştırmaktan çok ayrıştırmaya sebep olmaktadır. Sadece bununla da kalmayıp gerek gündelik hayatta gerekse farklı platformlarda ayrımcılığı da körüklemektedir. Buna bir de gerek medyada gerekse siyasilerin söylemlerinde hakim olan çifte standard eklenince ayrışma iyice körüklenmektedir. Hollanda’nın geleceği için çok önemli olan gençler başta olmak üzere Türk toplumun geneli bu durumdan oldukça rahatsızdırlar. Bu rahatsızlıklarını da diğer başka benzer grupların yaptığının aksine, kendi kabuklarına çekilerek göstermektedirler. Ancak bunun hep böyle olacağını kimse garanti edemez. Bazan bir kıvılcım mazallah sosyal patlamalara neden olabilir!

Farklı kültürlerin birlikte yaşamasıyla alakalı gerek Hollanda’da gerekse, dünya çapında sayısız araştırma mevcuttur. Bu araştırmaların ekserisi farklılıkların uyum içinde bir arada yaşamasının karşılıklı saygı ve kabul ile mümkün olduğunu göstermektedir. Toplum mühendisliği projeleriyle gerçekleştirilmek istenen tek tipliliğin hiç bir zaman uzun süreli olmadığı da bir çok araştırmayla sabittir. Farklılıkların ortadan kaldırıldığı görüntüsü veren toplumlarda da esasen baskıdan dolayı zoraki bir tek tiplilik söz konusudur. Yakın tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Yıllarca baskıyla bir arada tutulan toplumların ilk fırsatta birbirlerini boğazladıklarına daha dün eski Yugoslavya ve Sovyet

Rusya cumhuriyetlerinde gördük. Bir başka örneği de yıllarca inkar politikalarıyla yok saydığımız Kürtler üzerinden oluşturulan çatışma değil mi? Üstelik Türkle Kürdün dilleri dışında aralarında pek de önemli bir farkları olmadığı halde! Birlikte yaşamanın uyumlu bir şekilde devam etmesine en güzel örneği Osmanlı teşkil eder. Osmanlı tebası olan her unsur yüzyıllarca kendi kimliğini muhafaza etmiş ve çatışmasız bir birliktelik sürdürmüşlerdir. Ne zaman ki farklılıklar birbirlerine tahammül edemez hale gelmiş o zaman çatışmalar başlamıştır. Her ne kadar son yıllarda farklı bir görüntü verse de, bunun modern dünyadaki örneği ise ABD’dir. ABD, aynı Osmanlıda olduğu gibi bir Amerikalı kimliği oluşturmuş ve kimsenin kökeni bu kimliğin oluşmasına engel teşkil etmemiştir. Maalesef ABD’de bu durum günden güne terk edilmektedir. Bugün başkan adayı olma yolunda önemli favorilerden olan birisi Hürriyet Anıtı’nı bile utandıracak laflar telaffuz etmektedir! Yine Hollanda’ya dönüp şu tespitle devam edelim. Bundan daha 20 yıl öncesine kadar Hollanda çok kültürlülüğün benimsendiği bir ülke idi ve farklılıklar bir tehdit değil bir zenginlik olarak görülmekteydi. O zamanlar yerli toplum içindeki farklı grupların emansipasyonları (eşitlik temelinde toplum hayatına katılım) tamamlanmış sıra göçmenlerin emansipasyonuna gelmişti. Bu durum 90’ların ortalarından itibaren sosyolojik olguların yanlış okunmasından dolayı değişmeye başladı. Frits Bolkestein, Pim Fortuyn ve Paul Scheffer gibi tanınmış siyaset ve bilim adamları toplum mühendisliğine soyunup göçmenleri dizayn etme gayreti içine girdiler. Artık çok kültürlülük bir tehdit olarak görülür olmuş ve göçmenlerin emansipasyonu yerine zorunlu ‘uyum’ telaffuz edilir olmuştur. Gelinen nokta ise herkesin malumudur. Halbuki ahenk içinde birlikte yaşamanın reçetesi gayet basittir. Her şeyden önce insanların farklıklarına saygı göstereceksiniz ve onları öylece kabul edeceksiniz. Bunu yaparken de yasaları ve evrensel değerleri ölçüt olarak alacaksınız. Her ne kadar herkes kendisini bir gruba ait olarak hissetse de onları bir fert olarak görüp, kendi yaptıklarından sorumlu tutacaksınız. Herhangi bir fert veya grubun hangi saiklerle olursa olsun yaptığı bir eylemin hesabını art niyetiniz olmasa bile,ondan sormayacaksınız. Onların kendi kimliğine sahip çıkmalarını Hollandalılığı red olarak okumayacaksınız. Onlara ve kendilerini ait hissettikleri ülke, toplum, inanç, kültür gibi unsurlara karşı çifte standardı bırakıp adil olacaksınız. İş pazarı, eğitim, kültür gibi alanlarda ayrımcılık yapmadan fertlerin liyakatına göre hareket edeceksiniz. Farklı kültürlerin farklı ihtiyaçları olduğu gerçeğini kabul edip onların gerçekleştirilmesinin önüne geçmeyeceksiniz ve en önemlisi de bir adım da siz atacaksınız! O zaman farklılıklar zenginlik olacaktır!

Ahmet Suat Arı / Aralık 2015

 

 

 

Konya Akören İlçesi  Web Sitesi akoren.gen.tr  Ali Bekir Gültekin