Ana Sayfa        Haberler          vefat edenler   iletişim         Otobüs Tarifesi   Akviranca         Tel Rehberi

 

 

 

Yükleniyor...

 

 

 

 

 

Akören Mazi Resimleri

Tarih 07.10.2015 10:20:51 Editör Akören Sitesi  web counterkişi bu haberi okudu

Akören de çekilmiş eski yıllara ait siyah beyaz fotoğraflar.Çoğu maziye karışmış,bir çoğu toprak olmuş akrabamız eşimiz dostumuz,dedemiz ninemiz işte 1940 dan sonra muhtelif yıllarda çekilmiş resimler. Aşağıdaki yazı alıntıdır.

Eski fotoğraflar sormuyor hesabını ağaran saçların, geçmişe inat yüze düşen dert yükü birkaç ince kırışığın

Eski fotoğraflar sormuyor hesabını ağaran saçların, geçmişe inat yüze düşen dert yükü birkaç ince kırışığın... Sadece hüzün ve sadece gülümser bir gözyaşıyla, artık mazide kalmış her ne varsa, onları en tatlı haliyle yaşatıyor tüm fotoğraflar. Hepsi bu!..

Yıllar önce, Seyyan Hanım'ın söylediği o kırık dökük şarkı gibi; insan, isyan da edemiyor, küllenen hatıraların bitmek bilmez sancısına...

"Mazi kalbimde bir yaradır
Bahtım saçlarımdan karadır
Beni zaman zaman ağlatan
İşte bu hazin hatıradır..."

Fotoğraflar ne kadar gerçeği yansıtır hiç düşündünüz mü? Ben düşündüm. Aynalar ne kadar sahtekârsa, aslında fotoğraflar da inanın o kadar!.. Hepsinde yalancı bir gülümseme ya da saklayamadığınız bir hüzün başrolde... Belki her fotoğrafımda biraz mahzun çıkışım, gülmeyi oldum olası beceremeyişim biraz da bu yüzden... Bu yüzden düşmanım her fotoğrafıma. Anlayacağınız; fotoğraflarım yalancı, fotoğraflarımdaki ben bana yabancı...

Çıkamıyorum işin içinden!.. Hatıralara gark olan ve fotoğraflarla yaşayan her şeyin aslı ne kadar soğuk ve çelimsiz!.. Belki yiten birini unutmamak, yakında kaybedilecek dostları ebediyete taşımak ya da dönüşü olmayan günleri yakın kılmak çok güzel; ama çıkamıyorum işte!.. Unutulmayı hak edenler siliniyor hafızamdan, kaybedilenlerin yeriniyse yenileri alıyor elbet. Her ateşin bir köz sakladığı malumsa da yürekte, gün geçtikçe külleniyor yangın yerleri. Gönlümde baki olanları fotoğraflarıyla değil, hatıralarla anıyorum. Ve çok iyi biliyorum, gidip de dönmeyenlerin toprağına açık biletim olduğunu. Eskişehir Sigorta Hastanesi'nin genzimi yakan ilaç kokusunda mesela, kalkamadığı hasta yatağının başucunda son kez görüştüğümüz; gözyaşlarımı nereye saklayacağımı bilemezken, saçlarını son kez okşadığım; gözlerim, onun gözyaşlarına şahitlik ettikçe, yüreğimdeki yangının kaç ormana bedel olduğunu sayamadığım dedeme açık biletim olduğunu... Karlı bir ocak sabahı, dedemi yolcu ederken babamlar, ben içimde tarifsiz bir sıkıntıyla, onun ölümünden bihaber, Ankara'da oluşuma hâlâ kahrederim. Hâlâ, taşıyamadığım tabutunun ağırlığı ezer omuzlarımı. Hâlâ adı geçse, gözümde yağmurlar; fikrime düşse, elimde fotoğraflar... Ama hatıralar kadar acı vermedi hiçbir şey. Hiçbir fotoğraf, tutmadı yerini; Mevlâna türbesinin önünde leblebi-üzüm yediğimiz soğuk bir Konya akşamının; ya da Ulus pazarının ayazı vururken yüzümüze, Hacı Bayram'da karlı ve çetin bir kışın... Şimdi film şeridini andırıyor gerçekten, çocukluğum boyunca dedemle arşınladığımız sokaklar. Onunla birlikte çocukluğum da terk etti beni. Tıpkı eski fotoğraflar gibi, her şeyi siyah beyaz sandım bir süre. Gün geçti, değişti dünyanın rengi... Erken büyüdüm; erken büyüttüm kendimi... Gerçi, siyah beyaz fotoğraflardaki her şeyi siyah beyaz sanıyordum ben. Belki size de olmuştur çocukken... "Buralar eskiden alabildiğine siyah beyazmış; sonradan ağaçlar yeşile, gök maviye boyanmış" hissiyatı...

Sonra... Kendinizi hayatın devam ettiğine inandırdıktan sonra, zoraki katıldığınız düğün ve cemiyetlerde başlarsınız; akrabalarınızın hatıra olsun diye, sizi objektifin önüne sürüklemeleriyle savaşmaya. Aslında hatıra değildir onlar da... Sahte gülümsemelerin yeni mekânıdır. Gülümsememeniz hüznünüzü değil, fotoğrafın kötü çıktığını gösterir. Ne yaşarsanız yaşayın, gülümsemeniz gerekir. Bir yaz gecesi, eş-dost sohbetinde dökülürken eteklerdeki taşlar ortaya; yahut siz, yalnızlığınızı öğütmek, can sıkıntınıza yol arkadaşı bulmak isterken bomboş odanızda, illaki fotoğraflar yayılıverir her tarafa. Aylar ya da seneler öncesinin resimlerini gördükçe kahredersiniz geçen yıllara. O zamanlar, simsiyah olan saçlarınız ya da gencecik teniniz hemen gözünüze çarpar. Anlarsınız ki, eskiyen fotoğraf değildir; siz eskimişsinizdir dahası. Hele bir de yanınızdaki arkadaşların takılmaları vardır ki, fotoğrafta yalandan gülümseyen resminize inat, daha da arttırır içinizdeki gamı. "Ne kadar zayıfmışsın", "Saçların çok güzelmiş", "Neden gülmedin; amma da kötü çıkmışsın" sözleri çınlar her daim kulaklarınızda. Hüzünlüyseniz de, dert küpüyseniz de, gülmemek fotoğraflarda; hüznünüze değil, kötülüğünüze işarettir. Sahi neden gülmezsiniz?

Hoş, benim de gözüme hep düşman görünür içinde olduğum bütün fotoğraflar. Zoraki gülemem. Tıpkı Ümit Yaşar gibi; "İnadına mahzun çıkarım hepsinde, inadına kırgın... İnatla gülmeye çalışsam da, inadına üzgün... İnadına objektifte falan değildir kabahat, gülmesini unutmuştur inadına dudaklarım." Çünkü ben, aynalara bile, hâlâ ağaran saçların hüznüyle bakarım...

Giden sevgili ne kadar sevilmişse, o kadar yenidir fotoğraflar da... Dönüşü olmayanların, küllenmeyen hatıraları gibi... Sanki kapı, her an çalıverecekmiş gibi... O kadar yeni... O kadar acı... O kadar gözyaşı... Eskimez fotoğraflar, eskiyen insandır; eksilen zaman...

"Biliyor musun bir gün, bir yağmur sonrası,
Siyah beyaz bir fotoğraf bulacaksın yerlerde...
İşte o an bir kıpırtı yüreğinde,
Ve iki damla yaş olacağım güneşli gözlerinde...



Ö. Faruk Yüksel

 

 

 

 

Konya Akören İlçesi  Web Sitesi akoren.gen.tr  Ali Bekir Gültekin