Ana Sayfa        Haberler          vefat edenler   iletişim         Otobüs Tarifesi   Akviranca         Tel Rehberi

 

 

 

Yükleniyor...

 

 

 

 

 

Akören Monografisi yazı dizisi-1

Tarih 23.09.2016 11:02 Akören Sitesi janitorial services in fort lauderdalekişi bu haberi okudu

Monografisi yazı dizisi-1

Ziya Gökalp’a göre "halk, eskilerin  ve bugün bazı aydınların zannettikleri gibi, cahil, kaba, kültürsüz ve şekilsiz bir yığın değil, bilakis asırların gelenekleri içinde yaşayan, ince, olgun, güzel eserler vücuda getirmiş,aydınların kendisinden Pek çok öğrenebileceği, kendine tamamıyla iyi ve güvenebilecek bir içtimaî tabakadır. "*alt kültürü;halk dili, halk edebiyatı, halk musikisi, halk el sanatları, halkın inançları, örf ve âdetleri halkın felsefesi olmak üzere çeşitli' unsurlardan ibarettir. "insanlar, cahil de olsalar,elerler. Osmanlı "devletinin sukut etmesine sebep, devleti idare eden kimselerin halkan ve halk kültüründen uzaklaşmalarıdır. yabancıları taklit onları kendi milletlerine "Yabancı kılmıştır. Yeniden Dirilmenin hür ve müstakil bir "Millet olmanın şartı Halka Doğru Gitmektir. Bu bir kültür hareketidir. " halka doğru gitmek, halkın arasında, "yaşayarak , onu anlamak, onun kültürünü tanımak ve benimsemek demektir. ""kültür ve medeniyet kavramlarını ilk tarif eden Ziya Gökalp) kültür vs medeniyeti ayrı şeyler olarak düşünmüştür. Ona göre  "medeniyet milletlerin ortak mallarıdır.Bir medeniyet in her millette aldığı hususi şekiller vardır ki bunlara da "hars" (kültür) adı verilir.Milleti millet yapan unsurların başında gelen kül¬türün değişik tarifleri yapılmıştır. Hu tariflerden bazılarını buraya almaya uygun buldum. Tanınmış Alm. antropologu Thurmvald1 a göre kültür "Tavırlardan, davranış tarzların¬dan, örf ve âdetlerden, düşüncelerden, ifade şekillerinden değer biçmelerden, tesislerden ve teşkilâttan mürekkep öyle bir sistemdir ki tarihi bir ürün olmak üzere meydana gelmiş ananeye bağlı bir toplum içinde onun medenî donanı¬mı ve vasıtaları ile karşılıklı tesirler neticesinde meydana çıkmış ve bütün unsurların birbirine kaynaşması sayesin¬de ritmik bir bütün haline gelmiştir. Buna karşılık medeni¬yet birikmiş bir bilgiye teknik vasıtalara sahip elmayı ifade eder. Pir formülle anlatılmak istenirse denebilir ki kültür takınılmış bir tavır, medeniyet ise bilme ve yapabilmedir." "Folklor, bir ucuyla geçmişe, bir ucuyla günümüze uzanan halk kültürü değerlerimizi araştırıp gün ışığına çıkarırken, bu değerlerin toplum içindeki rollerini de ortaya koymakta, toplumu ayakta tutan dinamikleri belirlemekte, çağdaş yaratmalara temel olacak estetik odaklarını harekete geçirmektedir. "Ziya Gökalp, Türk Medeniyet Tarihi A.Mümtaz Turhan, Kültür Değişmeleri (İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları No: 20, 1937) s. 39. 5Nail Tan, Folklor (Halkbilim) Genel (İstanbul: Halk Kültürü Yayınları, 1935) s.130.2.Folklor. Dizisi Dilek Matbaası" Millî birlik ve beraberliği sağlamada folklor değerlerimiz birinci derecede rol oynamaktadır. Aynı türkülerde neşelenen, kederlenen insanlar kolay kolay birbirlerine düşman olmazlar,"Hakikaten, bir milletin fertlerini kaderde, tasada ve kıvançta birbirine kenetleyerek bütünlüğü sağlayan folklor değerlerinin önemini Anadolu’muzun kültür bütünlüğünü ifade eden Sayın Prof.Pr.Saim Sakaoğlu'nun şu cümleleri ile pekiştirmek isterim" Aynı güzel duygularla örülmüş Türk'ün beşikten mezara kadar ömrü boyunca uyguladığı pek çok ortak hareket tarzı vardır. Bu tarz, düşünmede olduğu gibi karakterde de kendini gösterebilire Bu. dinî motifle kendisini gösterebileceği gibi, millî bir hassasiyetle de ortaya çıkabilir. Pir duada aynı güzel temennilerle açılan eller  ortak bir sevincimizle gözden akan damlaları yanaklarımızdan silebilir. Kars'ta, Muş'ta, Erzincan'da, Tunceli'de,Elazığ' Anadolu Yaylalarında, Ege Denizine ok gibi inen nice dağ yamaçlarında belki biraz değişmiş, fakat mutlaka aslî rengini korumuş olarak görülmektedir. "Kaynağı insan olan maddî ve manevî iki cephesi bulunan kültür unsurlarımızın arkasında Türk halkının engin zekâsı, duygusu, düşüncesi saklıdır. Türk insanının evinin döşentisinde, düğününün coşkusunda, ölüsünün ağıtında ince zevkini, engin zekâsını, erdemlerini rahatlıkla gözleyeliriz.

II - AKÖREN' İN COĞRAFYASI

a.    Yüzey Şekilleri

Akören, Konya'nın güney batı yönüne düşen bir yerleşim birimidir. Güney batısını Toros silsilelerinden olan  Karaca dağlar kaplamaktadır. Doğu ve Kuzeyi ovalıktır.Denizden yüksekliği 1046'dır.

b.    iklimi

Kara iklimi hâkimdir. Yazları çok sıcak ve kurak, kış mevsimi ise sert geçer.

c.    Nüfus

Akören'in nüfusu 6739'dır. Akören'in ilçe oluşu

4 Temmuz 1997 gün ve 19507 Sayılı Resmî Gazetede yayınlanmıştır. Beş camii, üç mescidi vardır. "ulaşım Akören Konya merkezine bir taraftan 55 km,diğer taraftan 77 km. uzaklıktaki asfalt yollarla bağlıdır Konya'nın Seydişehir Çumra ve Bozkır ilçeleriyle çevrilidir. Seydişehir'e 54 km., Bozkır'a 48 km. stabilize;Çumra ilçesine ise 45 km. asfalt yolla bağlıdır. Bağlı bulunan

d.    Tarım

Köy halkının çoğunluğu tarımla uğraşmaktadır.buğday, arpa, yulaf, nohut, mercimek, susam, elma, armut, kiraz, üzüm, kavun, karpuz yetiştirilmektedir.

e.    Sulama

Eski yıllarda sarnıçlar, kış mevsimi içine bol miktarda kar basılarak içme ve diğer ihtiyaçlar için eriyen kar sularından faydalanılırdı. Sonraları toprak su kooperatifinin kurulması ile Devlet Su İşlerine kuyular açtırılarak su çıkartılmıştır. 1957 yılında 15 km.lik mesafeden Akören'in içme suyu getirtilmiş, ancak ihtiyaca cevap vermediğinden 1984 yılında 3,5 km. mesafeden saniyede 16 litre su getirtilmiştir. Fakat bu suyun sertlik derecesi fazla olduğundan yeniden su getirme çalışmaları devam etmektedir.

f. Sağlık Özellikleri

Akören'de halen bir sağlık ocağı faaliyet göstermektedir. Bu sağlık ocağında bir doktor, bir ebe, bir sağlık memuru, bir hemşire, bir sekreter, bir şoför ve bir hizmetli bulunmaktadır. Bunun yanı sıra 36 yatak kapasiteli bir hastanesi vardır Fakat faaliyet gösterememektedir,

2) g. Kültür Hayatı

Akören'i eğitim özellikleri yönünden inceleyecek olursak; bir lise, bir ortaokul, iki tane ilkokul bulunmaktadır. Akören'in kültürel durumu etkinlik açısından oldukça fazladır. Çevre olarak verimsiz arazilerin mevcudiyeti, kısa zaman öncesine den temin etme yoluna gitmiştir. Bunun neticesinde de öğ­renim görme, dolayısıyla devlet kademelerinde görev alma ön plâna geçmiştir. Bu sebeple yerleşim merkezinin her ha­nesinde, en az bir lise veya 'fakülte mezunu görmek mümkün­dür. Bürokrat kesimin büyük ölçüde öncülüğünü yaptığı bir gerçektir. Örnek olarak Yargıtay Başkanı Sayın Ahmet Coşar, Devlet Bakanı Sayın Abdullah Tenekeci, Gelirler Genel Mü­dürü Sayın Altan Tufan Akören'den yetişmişlerdir. Siyasî, askerî ve bürokrasinin çeşitli kademelerinde görev yapan Akörenliler birlik,beraberlik ve dayanışmalarını

III - AKÖREN'İN TARİHİ 10

Akören Konya'nın 55 km. güneyindedir. Konya'ya bu kadar yakın olmasına rağmen, Konya ve dolaylarında Akviran'ı Obruk Akviran'ı ile karıştırırlar.Akviran deyince birçok kimselerin hatırına, Obruk Akviran'ı gelir. Halbuki Obruk Akviran'ı teşkilâtlı bir köydür. Bizim inceleyeceğimiz Akviran ise, bir bucaktır. Hatta kalabalık bir kasabadır. Obruk Akviran'ından bucak Akviran'ı ayırabilmek için, halk arasında şimdiye kadar Hatunsaray Akviran'ı demek âdet olmuştur. Bunun sebebi ise, Hatunsaray'ın Osmanlı İmparatorluğu zamanında teşkilât bakımından bucak merkezi olmasıdır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra yerini Akviran'a terk etmiştir. Cumhuriyetten evvel bugünkü Çumra'nın kendisi de askerî idare bakımından Seydişehir ilçesine bağlıymış. Seydişehir'e uzak olduğundan bu köylere merkezlik yapabilecek durumu olan Hatunsaray bucak, Akviran da köy olarak kalmıştır. Hatunsaray'ın bucak oluşunun diğer önemi de,Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde ikta halinde oluşudur.Hatunsaray Cumhuriyete kadar bucak olarak kalmıştır,Akviran da buranın köyü olduğundan " Hatunsaray Akviran'ı veya Ağaç Avreni" denirmiş. Bucak teşkilâtı Hatunsaray'darı Akviran'a kaldırılmıştır. Böylece Akviran Cumhuriyet'ten Sonra gelişmiştir. 1960 yılında İç İşleri Bakanlığı Anadolu'da birçok kasaba ve köyün adını tomografik ve tarihî durumuna göre değiştirdiği zaman Akviran'ın ismini de Akören olarak tescil etmiştir.Akören yedi örenin ve harabe halkının bir araya toplanmasından meydana gelmiştir. Bu köy harabelerinin yerlerinde, ev yıkıkları hâlâ durmaktadır. Bunların eski iskân sahası olduğu anlaşılmaktadır. Akören'i meydana getiren yedi harabe sırası ile şunlardır: 1. Akçeşme 2. Bayındır 3. Yukarı Yarımca 4. Aşağı Yarımca 5. Ertaş Boğazı 6. Mihrap 7. Kayı beleni.Şunları sırası ile tek tek belirtecek olursak;

1. Akören'in 5 km. kuzeybatısında bulunan Akçeşme

harabeleri ki, burada hâlâ mevcut olan çeşmenin daha ziyade gayri İslâmî devirlerden kaldığı, çeşmenin kaynağındaki havuzun mimarî tarzından anlaşılmaktadır. Kaynağında elips şeklinde bir havuz olup, bu mimarî t arşı gayri İslâmî devirlerden Doğu Roma zamanına aittir. Buranın adı Tülcedir Bir adı da Kisecik'tir. Akören dolaylarında yün davara (koyun cinsine) tüylü davar derler. İste bugünkü Akören'in üç mahallesinden biri olan Tülce Mahallesi buradan gelmiştir. Bu Tülce'de yani Akçeşme Harabelerinde arkeolojik araştırmalar yapılırsa, birçok eserin bulunduğu muhakkaktır. Çünkü toprağın üstünde olan gayrî İslâmî yazılı taşlara,direk başlarına, Yunan Grek yazılarına rastlanmaktadır. Yine bu yörede ( Kisecik Harabelerinde) yurdumuzun birçok yerlerinde bulunan yığma höyüklerden bir tanesi de bulunmaktadır.

2. Bayındır Harabesi: Adından da anlaşılacağı dur.Bu bayındır harabenin,bir Selçuk köyü olduğu şura­dan kestirilebilir.   Bugünkü Bayındır havalisi olduğu yer bitek bir arazidir. Akören'in buradaki su pınarından baş­ka kaynak ve pınar halinde suyu yoktur. Eskiden halk kurak senelerde buraya çıkarmış,Burada yapılan yağmur duası diğer yerlerde görülen yağmur dualarından farklıymış. Bu pınar­dan alınan kara çakıllar götürülür, pınarın biraz öte tara­fında bulunan yine bir su kaynağının ağzındaki büyük bir taşın dibine dökülürmüş. Bu bize gösteriyor ki Bayındır havalisiden gelen Bayındırdı oğuzların millî rengi olan siyah rengi hala bırakmamışlardır. Ve yağmur yağdırmak ruhî var­lığı (Sihirbazlığı)zaten Oğuzlarda bir gelenekti. Bu tari­hî istidlâllere bakılırsa Akören'in bir parçasını teşkil eden Bayındır harabesi de bir Selçuk ve Oğuz kalıntısıdır„ Akören'de Bayındır boyunun rumuzlarını taşıyan izlere rast­lanmaktadır. Meselâ:Koyun ve keçilerini birbirinden ayırt etmek için, damga usûlü tatbik edilmektedir. Zaten Oğuzla­rın 24 boyunun da her birinin kendine mahsus ongunları(arma­ları ) vardır. Bu ongunları hayvanlarına damga olarak koyduk­ları gibi, her ailenin mülkiyet hakkını ifade etmek ve di­ğer ailelerin ve obaların mallarından kendi mallarını ayırt edebilmek için de koyun ve keçilerinin " Bayındır 24 oğuz "boyunun üçoklar kısmına giren Türk boyuna göre Oğuz Hanın Bayındır adını taşıyan torunu bu büyük boyun başıdır,Oğuzların başında Kamgan oğlu Bayın­dır'ın olduğu görülmekte.Bayındırlılar XIII.yüzyılda bir­çok kola ayrıldılar. Bunlardan Akkoyunlu kolu Bayındır a­dını muhafaza etmiştir. xvı. yüzyılda İç Anadolu'da 52 ka­dar köy ve ekinliğin yani çiftliğin Bayındır ismini taşı­dığı tapu kayıtlarından anlaşılmaktadır. Bayındırlıların en büyük işleri Anadolu'nun İskân ve Türkleşmesinde büyük hizmetleri görülmüştür. Oğuz hanları 24 "oğuz boyundan Ba­yındırın onun soyundan tünediğine inanılırdı. Menkıbeye göre Oğuzlar ondan izinsiz Sefere çıkmaz. Onun istemediği şeyleri yapmazlardı, polenlere başkanlık eder anlaşmazlıkları çözer.

3. Yukarı Yarımca Harabesi Akviran'm ( Akören ) güney ve güney doğusunda bulunan koruluğun bitişiğinde o­lan bir iskân sahası; tamamıyla yakın çaylara, derelere ait bir köy harâbesidir. Burada önemli arkeolojik kalıntı­lar yoksa da bugün için burada bahçe güllerinin kalıntısı­na rastlanmaktadır. Eski köy zamanından kalan su depoları­nın inşa tarzı daha ziyade Osmanlı devirlerine ait mimarî tarzındandır. Bundan 200-220 sene kadar evvel bu köy su ih­tiyacı yüzünden dağılmış, şimdiki Akviran'ın olduğu yere gelmiştir. Bugünkü Akviran'ın mahallelerinden biri olan Hacılar Mahallesi tamamen buradan gelmiştir sınır yoktur. Bu iki yöre esasında "bir iskân sahası olup, aşağı yarımcada nüfusun çoğalması ile ekin alanlarının genişlemesi ve fazlalaşmasıyla Yukarı Yarımca'ya göç edilmiştir. Aşağı Yarımca,Yukarıdan daha eskidir.Gayri İslâmî ve Türk devirlerde de burasının bir iskân sahası olduğu burada bulduğumuz direk bağlığında kullanılmış olan taştaki şu grek yazısından anlaşılmaktadır,

( TKİ ON APIIONE E? ETHNE S. NATLOE ENO ANE TEİLIHED GEEM ) Bu direk başlığı üzerine bu yazılar yazılmış olup güzel bir şekilde işlenmiştir. Bu iki harabeyi birbirinden ayırmak için, yüzey şekline göre yüksekçe olan yukarı, diğerine Aşağı Yarımca denilmiştir. Çökme ve aşınma arazi olduğu için, çiftçiliğe daha elverişlidir. 50 - 60 evlik bir köy olduğu buradaki su deposu işini gören sarnıç kuyudan anlaşılmaktadır. Bu kuyu sarnıcının yapılış tarzı Selçuk tarzında olup Selçuklulardan kalma kervansaraylar ve hanların çatılarının aynıdır. Bundan da anlıyoruz ki, burası bir Selçuk köyü olup nüfusun çoğalmasıyla bu su deposu ihtiyacı karşılamadığından halkı ikiye bölünün bir kısmı Akviran'ın olduğu yere, bir kısmı da Akviranla Aşağı Yarımca arasında bulunan (Erdaş Boğazı) Orhaniye üçkilise köyüne göç etmişlerdir. Aşağı Yarımca'dan gelen aileler Akviran'da halen Hacılar Oymağı adı ile çoğalmaktadır.

5- Ertaş Boğazı harabeleri: Bugünkü Üç Kimse - Üç Kilise  köyünün doğusundadır. Bugünkü Orhaniye'ye Uç Kilise denmesinin bir sebebi de burada üç ulu ağaç altında üç kabrin bulunuşudur ki eskiden buraya mukaddes olan bir yer addedilmiştir. Burada halihazır üç kilise yoktur. Fakat gayri islâmî devirlerde Akviran (Akören) Çukurçimen vadisinden gelen suların birleştiği yerler ekseri yazları çekilen birikinti gö-lünün dibinde Pinorna harabeleri vardır. Bu harabeler Doğu Komaya aittir. Onun için burada, üç kilisenin olması umulduğu gibi, gayri islâmî devirlerden kalan kalın duvarlı harabeler de vardır. Orhaniye denmesinin diğer nedeni de Maârif okulu açılmaya başlandığı zaman buranın okulunu görmeye ve teftişe çıkan Konya valisi Muammer (1916-1919) bu köyün. maârife vermiş olduğu önemden dolayı ""İç Kilise" adını yerinde bulmayarak bu köye Orhaniye demiş olmasıdır. İşte bu adı vermeye çalıştığımız iskân sahaları hem Ertaş Boğazına ait olup, hem de orhaniye'ye ait burada iki vadinin birleşmesi dolayısıyladır ki çok zamanlar bu vadilerden gelen suların taşması ile tarlaların su altında kalmasından müteessir olan halk, daha ziyâde beşeri Coğrafya bakımından yerleşme yerlerini vadi tabanlarında değil, Toroslarda aramışlardır. Buranın halkı bu yüzden dağılarak  Orhaniye   

  Devamını okumak için tıklayın

 

Konya Akören İlçesi  Web Sitesi akoren.gen.tr  Ali Bekir Gültekin