Arama Yap
Ziyaretci Defterine Yaz

Ziyaretci Defteri oku

Akören Ajanda

zeytin oyun

Akören Tarihi

 

Kere Bu Haber okundu

ı

Kadir Karaburun un yazdıklarından seçmeler

Tarih 14.10.2011 11:05:13 Editör Akören Sitesi

hazırlayan:Kadir Karaburun

Kadir Karaburun un yazdıklarından seçmeler

TALİMNAME
-Hey yiğidim; eşşeğe binipte, harmanlarda haykırdığı gündür
-Garip öldüreni(üçüncü sigarası) içipte,
tilki gibi pavkurduğu gündür
-Tınasın üstüne çıkıpta, rüzgara karşı çeci savurduğu gündür
-Nohudu haşlayıpta, çok sevdiği tuzlukarayı kavurduğu gündür
* * * *
-Bostanlara dalıpta, hırtlağı,karpuzu, keleği hakladığı gündür
-Bekçinin geldiğini görüpte, korkudan ak göyneği bokladığı günür
-Ne bilsin nergizi, sümbülü, dikeni gül diye kokladığı gündür
-Harçlığı bitince parasızlıktan, kümesteki folluğu yokladığı gündür
* * * *
-Eriği, bayamı, alıçı, dağ armudunu topladığı gündür
-Siniyi, sütlüyü, su böreğini, açlıktan bir nefeste hoplattığı gündür
-Kışın evlerde çorap oynarken, yüzüğü çoraba sakladığı gündür
-Kazanlarda pişen tarhanayı, mertabanıda yağladığı gündür.

Dün geçmiştir, yarın belli değildir, sadece bir gün vardır, O da; BU GÜNDÜR.


 

BAĞ BOZUMU : Bağ bozumu bir zamanlar Akviran'da şenlik ve festival havasında kutlanırdı. Bağ bozulacağı gün herkes yeni elbiselerini giyer. At veya öküz arabasına üzüm köfeleri yüklenirdi. BAĞ PİLAVI pek meşhurdu. Öğleyin oldumu bağın içinde ocak kurulur ve ateş tüterdi. Önceden alınan et veya kesilen horoz, tavuk gibi pilavın içine atılacak olan nevaleler(et,patlican,biber,patates,soğan,domates,bulgur) hazırlanırdı. Avcılar o gün özel olarak avlanır, vurmuş oldukları avlar bağ'da yenirdi. Bağ bozumu için Akviran dışında gurbette olan hemşehrilerimiz gelir ve bağ bozumu şenliklerine katılırdı. Bağ bozumu 3 gün sürerdi. Alaşana ve Kızılçukur Bağları, Tülce ve Karatepe Bağları, Gedikardı Bağları ayrı ayrı günlerde bozulurdu. Genç kızlarda yeni elbiselerini giyerler ve bağ bozumuna katılırlardı. Köfelere yüklenen üzümler Akviran'a getirilerek hatıllarda tepilir ve suyu çıkarılırdı. Üzüm suyuna ŞIRA denirdi. Şıra killi toprakla mayalanır ve önceden hazırlanan bakır leğenlere aşırılır (aktarılır) daha sonra pekmez kaynatılırdı. Pekmez kaynayan evden pekmezin kokusu mahalleye yayılırdı. Pekmezin kokulu olması için içine Fesleğen (Feslikan) bitkisi atılırdı. Bağ bozumu Eylül ay'ının son günlerinde tahminen 20'sinden sonra yapılırdı. Bağ bekçileri vardı, bağları yabancıya ve özellikle tilki, domuz gibi yabani hayvanlara karşı korurlar beklerlerdi. Bekçiler CERGE denen ağaç dalları ve yapraklarından yapılan ilkel kulübede kalırlardı. Bu kulübe (cerge)

DÜĞÜN ODUNU : Akviran'ın eski adetlerinden olan "Düğün Odunu" geleneği yakın zamanlara kadar devam eden, ancak; şimdilerde ortadan kalkan ve uygulanmayan örf-i adetlerinden biri olan bu merasim yaklaşık 50-60 veya daha fazla eşşek ile dağa gidilerek odun kesilir ve bu odunlar "Kız Evi'ne" yıkılırdı. Düğün öncesi oğlan evinin kız evine bir nevi jesti (ikramı) idi. Malumunuz; dağ yöresi olduğu için, dağ Akviran'lının bir zamanlar geçim kaynağı aynı zamanda ekmek kapısıydı. Kışlık odunu, ekmeklik odunu, düğün odunu, evlerin üstüne atılan sürütge ağacı, palatır (ağaç arasınına atılan ardıçlar), kiriş, hatıl ve en önemlisi kömür yakma (ağaçların kesilerek yakılması ile elde edilen kömürler çuvallanarak Konya'ya satmaya götürülmesi işlemi).
DÜĞÜN ODUNU: Damat ve arkadaşları, tanıdık, konu-komşu ile ortaklaşa imece usulü sabahın erken saatlerinde gidilerek dağdan odun kesilip eşşeklere yükletilip akşam olunca kız evine gelmeleri ve kız evinde hazırlanan davet yemeğini yemeleri ile son bulurdu. Oduna gidenlere kahvaltı ve öğlen yemeği oğlan evinden azık olarak katılırdı. Azığın vazgeçilmez ana yemeği şehir ekmeği ile ak helvadır. Düğün odununa katılanlara kız evi tarafından havlu veya mendil verilirdi, bazen para verende olurdu. Orman ve dağdaki ağaçların katledildiği bu edet artık ortadan kalkmış ve dağlarımız yeniden yeşermeye ve sıklaşmaya başlamıştır.
GÖK KEÇİ ve BARKIT EFSANESİ: Akviran'da sarnıç ve kuyular çok olduğu için bu sarnıç ve kuyular çocuklar için çok tehlikeliydi. Çocukları içi su dolu kuyu ve sarnıçlara girmemeleri konusunda bazı efsanevi yaratıklarla korkuturlardı. Sarnıçlarda GÖK KEÇİ, kuyularda da BARKIT olurdu. Küçük çocuklara musallat olurdu. Onları yakalar ve sarnıcın veya kuyunun içine çekerek boğar ve ölüsünü dışarıya atardı. Bu hikayeler küçük çocukların korkudan bu tür kuyu ve sarnıçlara girmelerini ve yukarı ağzından bakmalarını engellerdi. Hatta Dağ Sarnıçları'ında bulunan sarnıcın birinde Barkıt kocaman At'ı parçalamış ve yutmuş. At'tan geriye sadece çizmeleri ve güneş gözlüğü kalmış. Benden yazması sizden inanması, ister inan ister inanma....!
Herşey istediğiniz gibi olsun

KIRK KAPI EFSANESİ : Akören'de (Akviran) bazı efsaneler vardır. Bunlardan biride küçük koru'da Akoğlan'ın Kaya'nın arkasında bulunan KIRK KAPI mağarası veya in'i, Küçük Koru Akviran'ın güneyinde bulunan meşe koruluğunun adıdır. Kırk Kapı mağarası hakkında çok çeşitli rivayetler ve efsaneler anlatılırdı. Kırk Oda'dan oluştuğu ve son odadan sonra demir kapı bulunduğu ve içinde hazine olduğuna inanılırdı. Bir gurup genç delikanlılar bu mağaraya inmek için hazırlık yaparlar. Torbalara saman doldururlar. Samanlar gidilen güzergaha serpilecek boşalan torbalara hazineler doldurulacak ve geri dönerken saman izleri takip edilecekti, böylece bir taşla iki kuş vurulacaktı. Hazırlıklar tamamlanmıştı ama; bir ayrıntı vardı ki; çok önemliydi. Mağara ve in'ler tekin yani sakin yerler değildi. Cinler, periler, şeytanlar, esrarengiz yaratıklar olabilirdi, bunun için "gün görmüş, karanlık örtmüş, koç katmış, davar sağmış, toy oynamış" bilge bir kişiden "selametle oğul, yolculuğun kutlu, hazinelerin umutlu, mağaran uğurlu olsun" icazeti (izin) alınarak yola çıkılacaktı. Bilge kişi ekip başına ey oğul mağaraya inerken bu kağıdı aç ve oku, oku ki, başınıza bir musibet (bela) gelmesin diyerek içinde "İN DUASI" yazan bir kağıdı eline tutuşturmuştur. Ekip İn'e inmeye başlamıştır. İki oda geçilir ve önlerine bir oyuk (kaya deliği) gelmiştir. Bilge kişinin verdiği kağıt açılır ve okunur.
Allah Dedim İndim İn'e
Dört Yanım Taştan Kale
Dostum Allah, Düşmanım Şeytan
Korkudan Kaçalım Geriye,Heman

SITMA : Bir zamanlar (1950'li yıllar)sıtma nöbeti gelirdi insanlara, bir çeşit sivrisinekten bulaşan bu hastalık önce hafif bir titreme ve ardından ateş nöbeti gelerek insanları halsiz ve güçsüz bırakırdı. Sıtma nöbeti gelenler bazen hocaya muska yazdırırlardı. Sıtma nöbeti gelen hemşehrimiz hocaya varır ve hocam bana bir sıtma muskası yazıver yine nöbetim geldi der. Kaza'ya (ilçe'ye) gidecek olan hoca gelen hastaya, oğlum araba (at arabası) kapının önünde bekliyor. Ben kaza'ya gidiyorum gelince muskayı yazarım deyince, sıtma nöbeti gelen hasta çok ısrar eder hocam, ne olur şu muskayı yazda öyle git diye hocanın evinden ayrılmaz. Canı sıkılan hoca, sen bekle ben muskanı yazayım geleyim diyerek içeri girer ve kağıda birşeyler karalar. Hasta muskayı alır ve gider, birkaç gün sonra hasta iyi olur. Hasta şifanın hocanın yazdığı muskadan geldiğini bilir ve hocayı her zaman rahatsız etmeyeyim birdahaki sıtma nöbetinde muskada yazan duayı kendim yazayım diye, muşambaya (naylona) sarılı olan muskayı açar ve okur. Yola çıkacak olan hoca hastaya çok kızgındır ve başından savmak için bir mani uydurur.

EY SITMA
BU İT'İ TUTMA
TUTARSAN DA TİTRETME
TİTRETİRSEN DE ÜŞÜTME

Bazı olaylar ve yazılar gizemliliğini korumalıdır. Başkalarının kişisel haklarına ve şahsiyetlerine hakaret veya kırıcı bir uslüp kullanılmadığı sürece, hikaye ve masallara konu olan nerede ve nasıl olduğu bilinmeyen ama varlığına inanılan KAF DAĞI, ANKA KUŞU, ALAADDİN ve LAMBASI, UÇAN HALI v.b. efsaneleri yüzyıllardır gizemliliğini sürdüren ve hala hikayelere konu olan sembollerdir. Milli Yorumcu olayları mizah potasında eriterek akviran tabiri ile yoğurup harmanlayarak değişik bir karikatürist bir yaklaşımla izleyicilerin beğenisine sunmaktır. Milli Yorumcu bazen Ahmet, Mehmet, Hasan, Mustafa, Ömer gibi isimler alarak yorumlarını sunar. İyi seyirler efendim.
Efendim bir maruzatım (sunuşum) var.
Nedir bu poğaça, hamburger, sandaviç, açma, cips, fast fost işte bizi bunlar bozdu. Biz eskiden böylemi idik, neydik ne olduk 40- 50 yıl önceki maziyi hep beraber hatırlayalım.
- Yufka Ekmek (Şebit Ekmek),
- Hamurlu Ekmek (Mayalı Ekmek),
- Kaba Ekmek,
- Şipleme Ekmek,
- Tandır,
- Bittik,
- Ekmek Evmesi,
- Kömbe,
- Bazlama,
- Gaygana,
- Lokum Dökmesi,
- Keşli Gatmer,
- Üsküse Gatmeri,
- Dinsiz Gatmer (ümükten zor geçen kuru gatmerin adı),
- Poparalık Ekmek (biteğin içindeki kırılan veya dökülen yufka parçalarından yapılan birnevi tirit)
- KÖPEK TOPU (çobanların köpekleri için yapılan tandır tipindeki acılı ekmek,
herşey gönlünüz

PAMUKÇU İMAMINI BULDU : Kahramanımız Akviran'lıdır. Eski tarihlerde Ramazan ayında azbuçuk tabir ettiğimiz biraz dini bilgisi, biraz da ezberi olanlar Cer'e çıkarlardı. CER : Köylünün vereceği buğday, arpa gibi tahıl ürünleri veya belirlenen para karşılığı bir aylık ramazanı (namaz,teravih ve bayram namazı)imam olarak vazife yapmasıdır. Cer için aynı zaman da yıllık olarak da anlaşılırdı. Kahramanımız Konya'nın Pamukçu Köyü'ne Cer'e gider. Bir müddet cami-cemaat ilşkileri sürer gider. Birgün köyde düğün varmış. Düğün olur da, çalgıcı olmaz mı. Bizim bektaşi hocamızın arayıp ta bulamadığı alem faslı başlamış, tabii köy düğünü hoca bulunmazsa olmaz. Bir müddet sonra fasıl heyeti köy odasında icra'ya devam ederlerken arada bir hoca efendi şöyle otur, şuraya geç derken hoca kendini alem'in (eğlencenin) içinde bulur. Raks'ın (müzik ritmi ve oyun) tam caf caflı (en hareketli) anın da, keyfe gelen Akviran'lı hoca, çalgıcılara seslenerek o tarihi veciz konuşmayı yapar. "Vurun (çalın) Len, Pamukçu İmamını Buldu". Pamukçu'lu bir arkadaşım aynen şunu anlattı. Amcam Erzurum'da askerlik yapmış, askerde komutan nerelisin deyince, amcam Konya'lı olduğunu söyleyince, Konya'da görev yapan komutanı Konya'nın neresinden diye sormuş, bizim amca Pamukçu köyünden deyince, komutan gülmeye başlamış ve sormuş şu; Pamukçu imamını bulduğu yerdenmi diyerek gülüşmüşler. Gelecek hikayeler de buluşmak üzere....! sağlıcakla kalın.

- DİKENLİK : Yorucu ve sıcak yaz günlerinde orak ile ekin işlendiği dönemlerde, ekin'in kurtulduğu günlerde, ekin işleyenler ve yardıma gelen imecilerin katılmasıyla yenen akşam yemeğinin adıdır. Yemekte; çorba, su böreği, sini, tavuk, horoz veya çebiç kesilerek davetlilere ikram edilir ve ekin'in yorgunluğu çıkarılırdı.
- HONÇA : Çocuğu olan aileler tarafından gelen misafirlere ikram edilen çetnevirin adıdır. Honça'da lokum, bisküvi, kavurga, nohut, çıtlık, iğde, kenevirli bulgur pişirmesi yanında pelit, fıstık, kuru üzüm gibi kırıntı tabir edilen yemişler ikram edilirdi.
- KÜTÜK DÖKME : Yeni doğan ve erkek çocuğu olan ailelere, akraba, komşu ve arkadaşları tarafından bir torba veya selenin içine kütük (küçük odun) konarak bir ulak (haberci) ile erkek çocuğu oğan ailelere gönderilir ve birde mani'li (şiirli) yazı yazılırdı. Bu yazı da; çocuğuğa methiyeler, övgüler ve gelecekte akıllı, okur-yazar, anasına, babasına, vatan ve milletine hayırlı bir evlat olması temenni edilirdi. çocuğu olan aile bu kütük ile gelen yazıyı alır ve gelen ulağın torbasına veya kütük getirdiği kaba, lokum, bisküvi, kuru üzüm, fıstık, şeker, leblebi, kavurga, kavrulmuş kabak ve karpuz çekirdeği ile evde bulunan çeşitli yiyeceklerden (kuru Yemiş) koyarak gönderirlerdi.
- KÖMBE : Düğün'den önce oğlan evinde düğün yufkası yapılırdı. Düğün yufkasına yardıma gelen ekmekçilere ve gelen misafirlere ekmek olduktan sonra; un,kepek,kenevir,karışımıyla yoğrulan hamurun ocağa gömülerek pişirilmesidir. KÖMBE.

- GÜYEĞİ KURTARMA : Genellikle düğünden bir gün sonra Pazartesi akşamı damadın arkadaşlarına verilen akşam yemeğinin adıdır. Bu yemekte Güyeği (Damat) hizmet eder ve ardaşlarının her isteğini yerine geirmeye çalışırdı. Yemeğe gelen davetliler Güyeği'ye çeşitli şakalar ve eziyetler ederlerdi, bu adettendi kızmak, gücenmek olmazdı.
- KAYNA YUMURTASI : Nişanlılık döneminde, damadın arkadaşlarını da yanına alarak kız evine genelde gündüz (Öğleyin) gidilen ve açılışı sadeyağlı yumurta ile yapılan yemeğin (davetin) adıdır.
- BAYRAM (ODA) YEMEĞİ: Ramazan ve Kurban Bayramı sabahı, mahalle odalarında erkekler tarafından topluca yenilen yemeğin adıdır. Her mahallenin odası vardı, yemeğini alan bu odaya gelir ve büyükler ayrı, küçükler ayrı bir sofraya otururlardı.
- HACI PİLAVI : Hac'dan gelen ve hali vakti yerinde (zengin) olanlar tarafından verilen yemeğin adıdır.
- HACET PİLAVI (YAĞMUR DUASI ve YEMEĞİ: Yağmurun yağmadığı ve mevsimin kurak gittiği zamanlarda (Nisan veya Mayıs aylarında)yapılan, Kur'an okunup, dualar yapılıp, kurbanlar kesilip ve gelen kalabalık ahaliye verilen yemektir. Etli pilav, ayran ve helvadan oluşan ikramlardır.
- FERFENE : Okulların tatile çıktığı günlerde okul arkadaşları tarafından, bazen de askere gidecek olanların kendi aralarında yedikleri ve herkese bir yemek düşmesi ile belirlenen yer veya evlerde yenilen yemeğin adıdır.
- AZIK : Oduna gidenlerin, oğlak gütmeye gidenlerin veya davar kişiğine gidenlerin ortak yediği azıkların (yemeğin) adıdır.

Efendim; benim memleketimin de çok güzel adetleri vardı, ama ne yazık ki çoğu kayboldu çoğunun adını dahi unuttuk, bazı adetlerimiz değişime uğrayarak devam ediyor, bazı örf ve adetlerimizin yaşatılması ise parmak ile sayılacak kadar 3- 5 'i geçmez. İşte size Akviran adetlerinden örnekler.
- DÜĞÜN YEMEĞİ : Oğlanevi tarafından düğün sabahı verilen yemeğin adıdır. Davetliler bir kağıda yazılır ve köyün gençleri tarafından sözlü olarak okunur. Okuyucular, okunacak olan şahsın evine varırlar ve "AHMET AĞA, ÇORBAYI MEHMET AĞADA İÇECEĞİZ" nidasıyla seslenirdi. Eski yemekler Ayran Çorbası (Yarmalı Yoğurt Çorbası), Sarma, Tirit, Kuru Fasulye, Ak Helva veya Kara Helva (Pekmez Helvası), yaz günü ise taze üzüm (yaş üzüm), Kuş Üzümlü, Nohutlu, Sadeyağlı, Kırmızı Toz Biberli Bulgur Pilavı ve üzerine haşlanmış bir parça et konur yanında bir tas ayran olurdu.
-KÖYLÜ EKMEĞİ : Oğlan evi tarafından, komşularına, akrabalarına ve yakın eş ve dostuna düğünden 3 veya 4 gün önce verilen akşam yemeğidir. Bu yemeğin amacı yabandan gelen misafir düğüncüler köylü ekmeğine davetli kişilerce ağırlanırdı.
- SANDIK EKMEĞİ : Kız evi tarafından, genellikle nişan veya söz kesimi günü akşamı verilen davetin adıdır. Aynı gün kız evinden bir gurup çocuk oğlan evine MÜJDECİ olarak giderlerdi. Müjdeye gelen çocuklara oğlan evi tarafından para veya mendil verilirdi. Oğlan evinde toplanan davetliler kız evine yemeğe SANDIK EKMEĞİ'ne giderlerdi. Kadınlar ve kızlar toplu halde TALBA çalarak giderlerdi.
 

SAYA SAYMA: Efendim; şimdi tam kışın ortasında Zemherinin içindeyiz. Koca karların yağdığı, komşunun komşuya çıkamadığı, canavarların (Kurtların) adam yediği zaman, aklıma SAYA SAYDIĞIMIZ günler geldi. Uzun kış günlerinde mahalle delikanlıları toplu halde akşam karanlığından sonra ev ev dolaşırlar manilerle saya gezerlerdi. Eve gelen sayacıya hediyeler verilirdi. Un, Bulgur, Pekmez, Sade Yağı, Kuru Üzüm, Kavurga, Leblebi, Yumurta gibi yiyecekler verilirdi. Toplanan yiyecekler önceden kararlaştırılan bir evde topluca yemek yapılır yenirdi. Sadeyağlı Yumurta, Bulgur Pilavı, Kara Halva (Pekmez Helvası), Bulamaç.

SAYA MANİSİ

Saya Saya Salli Beği
Dört Ayağı Nallı Beği
Saya Gelir Sakınır
Demir Düdük Takınır
May'dan Yanı Oturur
Cicili Beşik Götürür
Bir Şekerim Var Ezilecek
Çok Yerim Var Gezilecek
Hediye Verenin Altın Dişli,
Sırma Saçlı Bir Oğlu Olsun
Hediye Vermeyenin Kazma Dişli,
Kerpiç Başlı Bir Kızı Olsun.

SAYAAA SAYAAA..! diye topluca bağırılırdı. Şimdi şu ekonomik krizde tam saya gezmenin zamanı, evde bulgur, pekmez, yağ kalmadı.

DÜĞÜN ODASI : Bu teknoloji ve medeniyet dediğimiz tek dişi kalmış canavar nelerimizi elimizden almadı ki; bizim kuşakla beraber yok olup giden şimdi ise sembolik olarak göstermelik yapılan bir örf ve adetlerimiz di DÜĞÜN ODASI,
Oğlan evinin yakınında bulunan bir köy odasında tertip edilen ve damadın arkadaşları ile köyün gençleri arasında oyunlar oynayıp şarkı ve türküler söylenen erkeklere has bir eğlence mekanı idi. Düğün akşamı yatsı namazından sonra eğlence faslı başlardı. Çalgıcı var ise daha hareketli, neşeli ve kalabalık olurdu. Önce bayraktar seçilirdi. Bayraktar düğün günü ve Pazartesi gelin yüz açımına kadar bayrağı, taşır, dama diker ve bayrağı çaldırmamak için nöbet tutarlardı. En önemlisi ise sağdıç (damadın yardımcısı, hamisi) seçimidir. Sağdıç bazen 1 kişi bazen birçok kişinin aday olması ile çetin ve mücadeleli geçen bir adaylık yarışmasıydı. Düğün odasına gelen gençlerin verdiği oylarlar en çok oy alan aday sağdıç seçilirdi. Sağdıç seçilen kişi artık düğün odasının organizatörü bir nevi sahibi idi. Damadın yanından ayrılmaz onu kaçırma ve saklamalara karşı uyanık olurdu. Düğün odalarında; Dokuz Ceviz, Lebleb Lebtirmece, Kim Vurdu, Kayış Oyunu, Camız Bortlatma, Körük, Ceketin Kolundan Yıldızları Sayma, Kalaycı, Nereden Çıktım, Terzi (Ölçü Alma), Yumurta Saklama, Köşe Taşı gibi eğlendirici ve güldürücü oyunlar oynanırdı.Çalgıcıların çalmış olduğu Bozkır oyun havalarının eşliğinde kaşık oyuncuları da pek meşhurdu. Akviran'da da iyi kaşık oyuncuları vardı

Milli Yorumcu, Akviran'da bu kadar işler yaptıda; Akviran'dan çıktıktan sonra bakalım neler yaptı.
- Konya'da Etliekmekçi,
- Rize'de Çaycı,
- Trabzon'da Balıkçı,
- Zonguldak'ta Kömürcü,
- Bolu'da Ahçı,
- İstanbul'da Futbolcu,
- İzmir'de Denizci,
- Kayseri'de Esnaf,
- Adana'da Kebabçı,
- Antep'te Lahmacuncu,
- Urfa'da Çiğ Köfteci,
- Hatay'da Künefeci,
- Erzurum'da Kasap,
- Ankara'da Siyasetçi,
olarak bir müddet görev yaptı. Sınıf atlama mücadelesi içinde geçen ömrünün bir bölümünde de;
- Körler Çarşısında Ayna Sattı,
- Keller Pazarında Tarak Tezgahı Açtı,
- Sağırlar Lokalinde Türkü Söyledi,
fakat feleğin sillesi burda da okkalı oldu ve iflas etti. Daha sonra muhtelif ebatlarda bir çuval takma diş yaptırdı ve köy, köy, kasaba, kasaba, dolaşarak takma diş sattı, ne garip ki; bu işte tutmadı. Daha sonra "Dertli Aşık" rumuzuyla çarşı ve pazarlarda, okul önlerinde, mahalle aralarında kendi yazmış olduğu dramatik DESTAN sattı. Bu işte olmadı, çünkü detanı okuyupta üzüntüden bayılanlardan parasını alamadı. Eeeee! bu kadar yeter herşeyi biz yapacağızda diğer işleri kim yapacak. "BAKİ KALAN BU KUBBEDE BİR HOŞ SADA İMİŞ"

Sayın hemşehrilerim, 269 nolu mesaj'da AVRENLİ rumuzuyla görüş yazan hemşehrimiz, Milli Yorumcu'nun ne iş yaptığını soruyor. Ahh..! keşke hiç sormasaydın damardan girdin be hemşehrim, işte zurnanın zırt dediği yere geldik. Milli Yorumcu her Akviran'lı gibi ilk ve orta tahsilini Akviran'da tamamladıktan sonra gurbet hayatına başladı. Akviran'da çamur kardı, kerpiç kesti, deste attı, ekin işledi, düğen sürdü, beş eşşekle oduna gitti, sarnıçlara kar basmaya gitti, 1969 Erik Alanı sarnıçları yapılırken eşekle kum ve çimento çekti, kızlar bulgur çekerken safiya saydı, yuvakla dam yuvdu, kar kürüdü, kırık testileri lökledi, yırtık kürdünleri yamadı, kengi tepti, şişe çekti, ilancık çetti, sülük vurdu, yaralara pişik soğan sardı, dağda kaybolan hayvanlara kurtağzı bağladı (faydası olmadı ama neyse), aktoprak getirdi, sarıtoprak kazdı, çöğen söktü, hırtlak çaldı, üzüm tepti, pekmez kaynattı, tahrana yaptı, bulgur kaynattı, un üğüttü, tufran yaydı, Dede Korkut dediğinden; "Av Avladı Soy Soyladı", mısırga çaldı, köpek taşladı, "Çalışma Odası" diye kapısına yazı yazdığımız evde kağıt oynadık, hergele önüne çıktık, davar ayırdık, koç kattık, koyun kırktık, oğlak güttük, davar kişiğine gittik, amelelik yaptık, yalan söylemeyelim uzun bir sırığın ucuna kova takıp helayı temizledik, Buyruğun yazlık bahar sinemasında "Şafakta Vuruşanlar" adlı avantür filmleri seyrettik, ineğimiz buzaladığında konu komşuya AĞIZ dağıttık, düğünlerde elimizde okuyucu kağıdı ile kapı seçmece adam okuduk...!

Bir zamanlar bizim oyuncağımız yoktu (uzaktan kumandalı arabalar, genboylar, elektronik oyun cihazları, ışık saçan tabancalar, ağlayan bebekler, akülü arabalar ve bunlara benzer teknoloji ürünü her türlü oyuncaklar), biz oyun ve oyuncaklarımızı kendimiz yaratır ve kendimiz oynardık.
- Uçurtma uçurmak,
- Çellik-Çomak oynama,
- Telden araba yapmak,
- Kaymıcık kaymak,
- Günaşık (Ayçiçeği) kafalarından çok tekerli arabalar yapmak,
- Kabak'tan araba yapmak,
- Yumurta boyama,
- Ferfene (ortak yemek yemek)
- Kışın At kuyruğundan tuzak kurmak (Karatavuk veya Sığırcık avı için),
- Öküz kıllarının elde yoğrulmasıyla yapılan birnevi dolma top (kıllı top), oyun başlarken topu atacak olan oyuncu "ağam kaçan kaçar, kaçamayan kıllı topu yer" diye bağırırdı.
- Haaa! birde ÇEMBER sürme vardı. At arablarının tekerinin göbeğinden çıkarılan demir çemberler, uzun bir tel ile sürürülür çıkardığı ses taaa uzaklardan duyulurdu. Sakın; çemberi Rahmetli Hacımarın Amadın dükkanının önünde sürme, önce kibarca sorar oğlum o sürdüğün ne diye; çocuk (Konya'dan gelmiştir şehir çocuğu) cevap verir ŞINGIRDAK, ŞINGIRDAK; hiddetlenen bakkal Hacımarın Amat çocuğa bağırır. Hay avradını ...!, git onu anayın a..ında sür. Ne olduğunu anlamayan çocuk korkudan soluğu ebesinin evinde alırdı.
Efendim; her ne kadar "Zülf-i Yare" dokunduk ise affola.

Efendim bir maruzatım (sunuşum) var.
Nedir bu poğaça, hamburger, sandaviç, açma, cips, fast fost işte bizi bunlar bozdu. Biz eskiden böylemi idik, neydik ne olduk 40- 50 yıl önceki maziyi hep beraber hatırlayalım.
- Yufka Ekmek (Şebit Ekmek),
- Hamurlu Ekmek (Mayalı Ekmek),
- Kaba Ekmek,
- Şipleme Ekmek,
- Tandır,
- Bittik,
- Ekmek Evmesi,
- Kömbe,
- Bazlama,
- Gaygana,
- Lokum Dökmesi,
- Keşli Gatmer,
- Üsküse Gatmeri,
- Dinsiz Gatmer (ümükten zor geçen kuru gatmerin adı),
- Poparalık Ekmek (biteğin içindeki kırılan veya dökülen yufka parçalarından yapılan birnevi tirit)
- KÖPEK TOPU (çobanların köpekleri için yapılan tandır tipindeki acılı ekmek,
herşey gönlünüzce olsun, selamlar.

Bazı olaylar ve yazılar gizemliliğini korumalıdır. Başkalarının kişisel haklarına ve şahsiyetlerine hakaret veya kırıcı bir uslüp kullanılmadığı sürece, hikaye ve masallara konu olan nerede ve nasıl olduğu bilinmeyen ama varlığına inanılan KAF DAĞI, ANKA KUŞU, ALAADDİN ve LAMBASI, UÇAN HALI v.b. efsaneleri yüzyıllardır gizemliliğini sürdüren ve hala hikayelere konu olan sembollerdir. Milli Yorumcu olayları mizah potasında eriterek akviran tabiri ile yoğurup harmanlayarak değişik bir karikatürist bir yaklaşımla izleyicilerin beğenisine sunmaktır. Milli Yorumcu bazen Ahmet, Mehmet, Hasan, Mustafa, Ömer gibi isimler alarak yorumlarını sunar. İyi seyirler efendim.

Akviran müzik dünyasında da bir zamanlar rüzgar gibi esti. Birçok ozan, aşık, besteci ve şair yetiştirdi. Bunlardan en önemlilerini ve hayat hikayelerini aktarıyorum;
- Aşık Kul Düzdabani,
- Ozan Mertabani,
- Şair Tömbeki,
- Besteci Üzlük Efendi,
- Boduçzade Desti Efendi,
- Beyzade Davgana Bey,
- Semercizade Palan Efendi gibi birbirinden değerli şahsiyetler arasında tabiki en önemlileri;
AŞIK KUL DÜZDABANİ : Müziğe küçük yaşlarda başladı. Ayağı düzdaban olduğu için askere alınmadı ve kendini müziğe adadı. Tamburizade Tahsin Efendiden Tambur dersleri rahmetli ebesinden de talba dersleri aldı. Ahhh Heyyyy, Yavri Yavri, Dımbıdı, Lülü Lülü, Gel Beni Gıdıkla adlı müzik dünyasında deprem etkisi yapan eserler bu sanatçıya aittir. Genç yaşta aramızdan ayrılan ünlü müzik üstadı "AŞIK KUL DÜZDABANİ" geride romatizmalı bir avrat, 3 öksüz, 2 yetim, 1 tay geldi çocuk bırakarak hortladı gitti.
OZAN MERTABANİ : Mertabanıda sade yağlı yumurtayı çok sevdiği için bu adı aldı. Birgün sade yağı yokmuş günaşık yağından yapılan yumurtayı yerken ümüğüne dıkılmış ve yanına yıkılmış pisipisine gitti.
ŞAİR TÖMBEKİ : Sigaranın icat edilmediği ve pahalı olduğu zamanlarda ardıç kabuğundan tömbeki yaparak içermiş, bir zaman sonra ciğerlerine vurmuş ve sabahlara kadar pavkura pavkura ölmüş gitmiş.
sayın izleyiciler; sizleri sıktım ise devamını yazmayacağım yok hoş vakit geçirmek ve değişik espiriler istiyorsanız elimde daha çok enstantaneler var. Gününüz aydın ocağın bereketli olsun köylü kardeş

1- "BİŞİ" gezerdik, elimizde uzun çöplerle Bişi biştiği gün guruplar halinde mahalle mahalle gezer ve bağırırdık. "Bişi Bişi On Kişi, Köpeklerin Kardeşi" vardığımız evlerden verilen Bişileri elimizdeki çöplere takarak evlerimize getirirdik.
2- "KURBANBİŞ" oynardık. Toprağı su ile ıslatarak kümbet (oval) şekile gelinceye kadar karıştırılır ve sertleştirilirdi, üstünden bir delik açılır daha sonra her oyuncu kendi önünde küçük bir pencere açar ve yığılmış olan kümbet şeklindeki toprak yığınının içindeki toprağı elindeki çöple dışarı çıkarırdı, içi boşalan ve pencereleri sıkıca kapatılan toprak kümbetin içi su ile doldurularak üstten kuvvetlice üflenirdi, hangi oyuncunun önündeki pencere patlarsa Çanak Çömlek Patladı diye bağırırdık.
3- "TÜTÜNOKKA BİLİRA" akşamdan sonra oynanan bir oyundu. İkişer kişilik takımlardan oluşurdu. Guruplar önce kendi aralarında ebe seçimi yaparlardı, iki kişi ebe olarak kalır diğer guruplar saklanmak için çeşitli yerlere dağılırlardı. Saklanmak için kaçan guruplar ebeler tarafından çalınan 1. ıslıkta kaçmaya, 2. ıslıkta saklanmaya, 3. ıslılkta ebeler saklanan arkadaşlarını bulmaya yani yakalamaya başlarlardı. Ebe olan 2 kişilik gurup saklanan arkadaşlarından herhangi birini veya bir gurubu bulur ve yakalarsa "TÜTÜNOKKA BİLİRA" diye bağırırarak saklı olan diğer guruplara mesaj verirler ve oyun yakalan gurubun ebeliğinde yeniden başlardı.
Beni izlemeye devam edin....!

1- Belen Tepesi ile Horazın Tepe Uluslararası Kayak Mekszi idi. Kabarası silinmiş lastiklerle kaymıcık kayardık, üstümüz ıslanır, ayakkabılar delinirdi. Akşam oldumu evden dayağı yerdik, olsun; hiç olmassa kışın tadını çıkarırdık.
2- Yeniçeşme ile Tozak arasında feribot seferleri bizim zamanımızda başladı.
3- Akviran Güreş İhtisas Kulübü vardı. İdmanlar Rahmetli Kurukafanın değirmeninde yapılırdı. Buğday ve Un çuvalları ile akşama kadar kaldır, indir, kucakla, arabaya veya eşşeğe çuvalları yükle idmanlar ağırdı.
4- Akviran Halter Takımı dağlarda çalışırdı. Kütük ve talaş çakılan heğbeler omuzlanarak bir solukta eşşeğin üstüne atılırdı.
5- Akviran müzik\'tede geri kalmadı. İlk Dolby-Eko Sistem kaydı,Korunun arkasındaki Koçağın Sarnıcında seçkin fasıl heyeti tarafından icra edildi. Türkiye\'de ilk \"Long-Play 45\'lik Uzunçalar Kaset\" bu sarnıçta dolduruldu.
6- Türkiye\'de ilk \"Eşşekli Süvari Birliği\" Akviran\'da kuruldu. 60- 70 eşşekle sabahın erken saatlerinde düğün odununa gidilirdi.
7- İlk çocuk kreşi Yarımca ve Kovanlık mevkiinde kuruldu. Eşeğin semeri ters çevrilerek içine heğbe veya torba serilir küçük çocuklar yatırılır üstü tülbentle örtülür ağzına gevişten yapılmiş kuru üzüm ezmesi verilir ve uyutulurdu.
8- Beşik, Sübek, Silbiç, göynek çocuk takımlarıydı.
9- Sarma, Sini, Sütlü, Su Böreği, Kayısı Kurusunun ölüsüydük.
10- Tekecik gezdirme festivalden sayılırdı. Bağ bozumu şenlikleri 3 gün sürerdi.

1- Bıyıklı Ağıl Şeref Stadyumunu ben yaptırdım,
2- Sığır Yatağı Olimpiyat Stadı benim eserim,
3- İlk defa ofsayt kuralını Sığır Yatağında ben kaldırdım,
4- Yoz Davarı Sporu amatör küme şampiyonu ben yaptım,
5- Olimpiyatlarda Hergele Sporun üçüncü oluşu kimin eseri; tabiki benim eserim,
6- Yoz Sığırı takımının Avrupa'daki başarısında benim payım var ama; aldıkları 11 kırmızı kartla oyunlardan diskalifiye edilmesi bir talihsizlikti, soyunma odasında çok ikaz ettim rakibe boynuzlarınızla girmeyin diye ama ne yapayım adı üstünde YOZ SIĞIRI SPOR o kadar kabahat kadı kızında da olur,
7- Yeni Çeşmede Akviran yüzme takımını kim çalıştırdı. Hem çok büyük mücadelelerle öğleye kadar camız spor yüzerdi onlar yayılmaya gidince bizim olimpiyat yüzme takımı suya girerdi. (laf aramızda camızlardan sonra su çok sıcak olurdu, gerçi biraz kokardı olsun başarılar kolay elde edilmez),
8- Daha çok yazacaklarım var hele sen bunları bir yayınla da millet kimin ne olduğunu bilsin. Tüm Akviran sevdalılarına selamlar. Sürç-ü lisanımızdan dolayı özür dileriz

Yazarın diğer yazıları

Akören de Ağıl,Han,Çeşme,pınar,Kuyu,Oyma ve yarma Sarnıçları ile Mezarlar.

Akörenli Milli Yorumcunun şiiri

TALİMNAME

Akörenli Milli yorumcunun hikayelerinden.

Akören fıkraları

AĞIZ dağıttık, düğünlerde elimizde okuyucu kağıdı ile kapı seçmece adam okuduk...!

 

Konya Akören İlçesi  Web Sitesi akoren.gen.tr  Ali Bekir Gültekin   alibekir47