Ana Sayfa        Haberler          vefat edenler   iletişim         Otobüs Tarifesi   Akviranca         Tel Rehberi

 

 

 

Yükleniyor...

 

 

 

 

 

Akviranda bir zamanlar hasat.....

Tarih 17.11.2016 10:09 Akören Sitesi web counterkişi bu haberi okudu
Her yıl Temmuz- Ağustos- Eylül ayları gelince çocukluk yıllarımdan, memuriyet hayatına atılarak Akviran'dan ayrılmak durumunda kaldığım 1950 yılına kadar geçen zaman süreci içinde bütün safhalarını yaşadığım hasat zamanlarını anımsarım. O günlerin olağanüstü çalışma koşullarını, yorgunluklarını, yokluklarını, mahrumiyetlerini ve bütün sıkıntılarını tekrar bütün canlılığıyla yaşarım. O günün insanlarının çoluğu- çocuğuyla, hayvanı- haşadıyla dur durak demeden, oturup dinlenmeden, gecesini gündüzüne katarak, tarlasındaki ekini derleyip toplamak, harmana getirip, sürüp- savurmak suretiyle ürününün elde etmek için gösterdiği bıkmak usanmak bilmeyen çabalarını, insan gücünün üstündeki çalışmalarını hatırlarım.Yağmurlar yağmış yıl iyi geçmişse, savurduğu çece bakıp umduğunu bulan büyüklerimizin ve bütün aile bireylerinin sevinç ve mutluluklarını yeniden yaşarım.Yıl kurak gitmişse savurdukları çece bakıpta umduğunu bulamayan İnsanlarımızın, bir elini böğrüne dayayıp, diğer eliyle beldenatın sapına dayanarak, bu yıl çoluk çocuğu nasıl geçindireceğiz üzüntüsüyle kara kara düşündüklerini ve bütün aile fertlerinin üzüntülerini ve mutsuzluklarını asık suratlarını görür gibi olur hüzünlenirim.O zamanlar daha sanayileşmesini henüz gerçekleştirmemiş, tarımı makineleşmemiş ülkemizde, diğer Anadolu köylerinde olduğu gibi Akviran halkıda geçimini insan ve hayvan gücüne dayalı çiftçilikle zar zor sağlamaya çalışırdı. Nüfusuna göre dar bir arazı üzerinde ve parçalanmış, her sınırda yarım dönüm, bir dönüm, en fazla üç dört dönümün birarada olduğu tarlalardan oluşan, toplamı kırk elli dönümü geçmeyen arazi ile çiftçilik yapmanın türlü zorlukları vardı.Köyümüzde genellikle buğday, arpa, çok az mik­tarda çavdar ve hayvan yemi olarak da yulaf olmak üzere hububat tarımı yapılır. Her aile kendi sıvı yağ ihtiyacını gidermek ve tahin çıkarmak üzere susam ve ayrıca zeğerek bakliyat ihtiyacını gidermek içinde nohut ve mercimek ekerdi, ve yine hayvan yemi ola­rak da burçak ekilirdi.Yağmurların az yağdığı ve havaların kurak gittiği yıllarda, haziran ayı ortalarında, yağışların bol oldu­ğu ve hayvanların serin gittiği yıllar da da Temmuz başlarında ekinler ermeye başlar, ekinlerin erdiği görülünce artık köy halkında ekin işleme hazırlıkları başlar.
Oraklar hazırlanır, ellikler bulundukları yerden çıkarılırdı. Ellik sert bir ağaçtan yapılan biraz içe eğimli içine parmaklar girecek kadar içi oyulmuş, parmakları sap ve dikenlerden koruyan bir edavattı. Sol el parmaklarına tek tek takılırdı, sağ el ekini biç­me için orağı kullanır, sol el biçilen ekini kavrardı.Hazırlıklar tamamlandık­tan sonra tespit edilen bir günde köy halkı kendini ekin­lerini işlemeye başlardı ki bu­na ekine girme denilirdi. Arpalar daha erken erdiği için önce arpalar işlenir, sonra buğdaya girilirdi. Artık çoluğuyla çocuğuyla, genci ihtiyarı ile aile mensuplarına dur durak yoktu. Bütün hedef ekini en kısa zamanda iş­leyip bitirmekti. Ekin işlemenin bitmesine ekin kur­tarma denirdi. Tarlalara ekin işlemeye gitmek için şafakla kalkılarak at arabaları ve eşşek sırtında yollara düşülürdü. Güneş doğmadan tarlanın başına varılır, enlere durulur, eldeki oraklar çalışmaya, el­likler şakırdamaya başlardı. Kuş cıvıltıları ve ellik sesleri birbirine karışırdı. Kızgın güneş altında öğle­ye kadar işlenen ekinler omuzlarda taşınarak yığın haline getirilir, buna yığın vurma denirdi. Yığınsa başar içeriye, kök dışarıya gelecek şekilde yapılırdı. Aynı yığın yapma işlemi akşama kadar işlenen ekin­ler içinde yapılır, sonra evlere dönülürdü. Bu ağır çalışma koşullarındaki ekin işleme işi bir ayı geçkin bir zaman sürer. Tüm tarlaların ekinleri işlenip bitince buna ekin kurtarma denirdi. Ekin kurtulduktan sonra harman hazırlıklarını başlardı. Arabaların dingilleri yağlanır, harman edavattları düğen, dirgen, bildenat ananat, tahta kürek ve atkılar bulundukları köşelerden çıkarılır harman döküleceği yer, güzelce süprülür, temizlenir, bu şekilde hazırlıklar bitince ilan edilen günde bütün gün harmanlarını dökerdi. Harmanlar genellikle evlere yakın köy kenarlarına dökülürdü, Yüğ, perçinlik, aktaş, belenin tepe, dere-ceağzı gibi yüzeyi çimle kaplı alanlara harman dökülür ve böylece sapın toprağa karışması önlenirdi.Tarlalardan saplar at arabaları ve öküz arabaları ile taşınırdı, sap vurmaya iki kişi gider, birisi yığın­dan ananatla sapı dağıtmadan uzatır, diğeri araba­nın üzerinde desteyi bozmadan yerleştirir, desteleri birbirine bağlayarak düzgün bir şekilde yığar, bu işleme sap vurma denirdi. Vurulan sap kendinden ya­pılan ve urgan adı verilen uzunca bir iple arabanın sandığına takılarak sıkı sıkıya devrilmeyecek şekilde bağlanırdı.Arabalarla harman yerine getirilen sap için ya­pılan bu işleme sap çekme denirdi. Günün her sa­atinde, harman yerinde sap bittikçe, sapma çekme­ye gidildiği gibi, genellikle şafak sökerken gidilir, gün ağarırken sap vurma işine başlanırdı. Sabah sessizliğinde sap çekmeye giden arabaların öten çanları, her taraftan duyulmaya başlar, kulağa hoş gelen sesler oluştururdu. Diğer taraftan sap çekmeye gidenlerin söyledikleri türküler duyulmaya başlar, bir tarafta bir genç,"Hay gelinde indim ola yayladanKaşın değil gözün be­ni ağlatan" derken ona na­zire olarak diğer tarafta başka bir gencin,"Cevizin yaprağı dal arasında,Güzeli severler bağ arasında" diyen türküsü ortalığa yayılırdı. Uzaklardan nice türkü ve şarkı nağmeleri duyulur ve karşı tepelerden yankılanırdı, insanlarımız çok zor ve ağır çalışma Koşullarına rağmen yinede mutluydular. Bu onların işiydi ve kabul ettikleri yaşam biçimiydi.Tarladan araba ile getirilen saplar harman yerine boşaltılır, yığılan saplar; dirgenlerle ortası boş bir halka  şeklinde belli kalınlıkta çalışırdı ki bu işleme sap saçma denirdi. Saçılmış sapın üzerine düğen getirilirdi Düğen yukarada fotoğrafta görüldüğü gibi baş tarafı yukarıya kavisli bir şekilde kalkık olan bir metre kadar genişlikte iki metre kadar uzunlukta olan baltayla yontulmuş ve düzeltilmiş, birkaç ağacın birleşmesinden meydana gelen ve marangozlar tarafından yapılan, alt tarafına sapı kesip ezmesi için, sıkça çakmak taşları yerleştirilen, bir harman edavatıdır. Saçılan sapın üzerine düğene atlar ve öküzler koşulur, düğenin üzerine binen bir kişi atlar ve öküzleri halka halindeki sapın üzerinden dolandırarak sürer, bunada düğen sürme denirdi. Düğen sürme sonucu sapın eritilerek incelmiş, danenin başaktan ayrılması ve sapın saman hale gelmesine malama denirdi. Sürme işlemi biten malama, halkanın ortasındaki boşluğa toplanır, yerine yeniden sap saçılır, aynı işleme sap bitinceye kadar devam edilir, sap bitip düğen sürme işlemi bittikten sonra malama bildenatlarla topla­narak, yuvarlar ve yüksek bir yığın haline getirilir, bu­nada tinas denirdi.Her türlü hububatın sapı örneğin arpa, yumuşak buğday sapları ve sert buğday sapları harman yerine ayrı ayrı getirildikten sonra esen hafif rüzgarda usulünü bilen birkaç kişi tarafından bildenatlarla rüzgara doğru kaldırılarak savrulur, hububat donesinin yoğunluğu ağır olduğu için, dane ön tarafta saman ise hafif olduğundan ileriye doğru uçarak toplanır. Böylece daneyle saman ayrılmış olur, buna da harman savurma denirdi, ayrılmış olan daneler tahta küreklerle düzgünce topla­narak bir şekil verilirdi ki buna çec denirdi. Saman yine bildenat ve atkılarla toplanarak düzgün bir yığın haline getirilirdi.Böylece tarlalardaki sapların tamamının harman yerine çekilmesinden, sürüp tınaz haline getirilip, sav­rulduktan, doneleri çec haline getirildikten sonra önce hububat çuvallanarak evlere çekilir, münasip yerlerde depo edilir, sonra da samanlar hayvanlara yedirilmek üzere arabalar üzerine gerilen ve kıl çuldan yapılan ge­rilere basılarak evlerdeki samanlık delikleri önlerine ta­şınır. Atkı ile samanlık deliğinden atılır, samanlığa bası­lır. Bütün yapılan bu işlemlere harman yada hasat kal­dırma denir. Artık köylü çoluk çocuğu hayvanı haşatı ile türlü meşakkatlerinin, insan üstü çalışma ve çabalarının sonucu olarak ürünü evine depo etmiştir. Mahsul ve­rimli olmuşsa mutludur, yüzü gülmektedir. Mahsul umulanı vermemişse mutsuzdur, düşüncelidir. Hububat kaldırılmasından sonra avar adı verilen susam, zeğerek, mercimek ve nohut haşatı yapılır. Halkımız artıkrahatlar, dinlenme dönemine girer, sonra da bağ ve bostan bozumu yapardı. Böylece bir yıllık yorucu çalışma sona erer, ekim ayı ortalarından itibaren de gelecek yılın ekimi yapılmaya  başlar, 1950 lı yıllarda başlayan planlı kalkınma hamleleri sonucu, ülkemizin sanayileşmeye başlaması ile birlik­te, Tarımda da makineleşme dönemine girilmiş artık at ve öküzlerin yerini traktörler, pulluk ve sabanın yerini de mibzerler, orak- ellik- bildenat, dirgen ve ananatın yerini biçerdöverler ve harman makineleri almış insanlarımız çiftçiliği daha rahat, zahmetsiz ve yorulmadan yapar hale gelmiştir.Memleketimizin Akviran'da ufalmış ve parçalanmış arazi ile buna ilaveten artan nüfusla, makine ile de olsa çiftçilik yapılamayacağı ve geçim sağlanamayacağı anlaşıldığından, Halkımız çocuklarını okutarak memur, öğretmen, subay, astsubay, doktor, mühendis vs. gibi mesleklerde istikbal sağlamaya yönelmiş, okuma imka­nı bulmayanlar da devletin fabrikalarında ve diğer Kurumlarında işçi olarak çalışmaya başlamışlardır. 1960 lı yılların ortalarında da birçok genç ve orta yaşlı insanlarımızın Avrupa'nın çeşitli ülkelerine işçi olarak gitmek suretiyle geçimlerini Akviran dışında sağlamaya başla­mışlardır. Akiviran'da genç nesil kalmamış ve mevcut olan tarlaları da sayısı beş veya onu geçmeyen maki­neleşmiş çiftçi hemşerilerimiz ortak ve daha çok icar şeklinde işletmektedirler.Bizden önceki Kuşaklar; Babalarımız, analarımız, Dedelerimiz, ninelerimiz ve onlardan öncekiler, ömürleri boyunca sıcak, soğuk, yaz, kış demeden kızgın güneş altında, kendilerinin ve hayvanlarının güçleri ile geçim sağlamak için, türlü zorluklar ve zor koşullarda, binbir türlü çile çekerek didinip durmuşlar, Allah'ın ver­diği bugünkü Dünya nimetlerinin bir çoğunu görmeden, yeterince yiyip- içmeden, birçok güzellikleri yaşamadan bu dünyadan göçüp gitmişlerdir. Ancak bitmek tükenmek bilmeyen güçleri ve çabalarıyla bizlerin bu günlere gelmesini sağlamışlardır. O güzelim fedekar, cefakar ve çilekeş insanların kabirleri cennet olsun, Nur içinde yatsınlar.İşte 18 yaşına kadar yaşadığım Akviran çiftçiliği ve hasat işlerini hikayesi "e belkide dramını dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım, eksiklerim ve unuttuklarım mutlaka çoktur.Geçmişin muhasebesinin yapıp, bugünlerimize şükretmeliyiz.Genç, Kuşakların okumaları, geçmişlerini öğrenmeleri dileğiyle.Akören Belediyesinin -yıl:2 sayı:5  Akören Dergisi  Sayfa :5-6 alıntıdır.Resimler Geçen yıldan alıntı.

Konya Akören İlçesi  Web Sitesi akoren.gen.tr  Ali Bekir Gültekin