Ana SayfaVefat Edenler İletişimOtobüs TarifesiAkvirancaSitede arama yap
AKOREN
  
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Akören de Yaşamdan bir kesit
Tarih26.12.2015 09:18   Akören Sitesi Sayaç  kişi bu haberi okudu
 

Eveett, nerde kalmıştık. Bizim oğlanı, dir-çat ettik, everdik. Herkes erdi muradına, biz çıkalım kerevetine. Ya da gökten üç elma düştü, biri bana, biri sana, öteki……

      Amma; bizim oğlan giderayak, bize bi kelek yaptıydı da! İş-güç vakti ana-babasını yüzüstü bırakıp, göçünü-göçmeğini alıp gittiydi! Ve de daha ortaarmıda varmadan yaptığı kelek boğazına düğüm-düğüm düğümlenmişti ya! İşte oradan devam edelim.

      Neyse ok-yaydan çıkmıştır. Daha önce bekâr evi olarak kaldığı iki odalı, küçük sarayına varır ve göçünü indirir. Küçük sarayına sığamaması söz konusu değildir. Çünkü toru-topu oniki yastık, dört minder, bir çift makat (akviran işi), bir çift çapıt velense ve dahi bir adet piknik tüpü. Tabiî geride el öpmelik, dayıdan sahan, haladan mertabanı, emmi karısından tavamızda mevcuttur. Sinimiz düğünlük, iki tencere de anaların hediyesidir. Sofra bezimiz vardır ama sininin altına koyacak Allah’ın kasnağı dahi yoktur. Daha gayıt-gamet (işkevte, bulgur, mercimek, soğan-pate) geride onları saymadık. Genç çift kanaatkârdırlar ve de çok mutlular. Gerisi olur gider. Mutlu çift burada “balayı” değil “BALYILI” geçirecektir ama tek sıkıntıları vardır, o da sıla hasreti. Daha hiç gurbete çıkmamış çiçeği burnun da taze gelin zaman-zaman çok zorlanacaktır. Bir de kaçar gibi gelmenin verdiği suçluluk duygusu ve kendini affettirmenin yolları düşünülmektedir. İşte tam burada; bizim zeki-çalışkan taze damat devreye girer ve “kucağımızda bir çocukla köye gider ve seneye yazı köyde geçirir, ekin-harmanlarını kaldırırsak, kendimizi affettirmiş oluruz” der. Karısının “deme!” onun da “valla!” demesiyle iş tatlıya bağlanır. Artık eşiyle-işiyle çok mutludur. Günler-aylar sular gibi akar geçer. Taakî, dokuz ay on gün gelsin. Ve gelir de, hem de mutlulukları bir değil, bin kat daha artarak gelir. Gelinimiz nur-topu gibi bir oğlan çocuğu doğurmuştur. Yalnız; bizim deli-balak oğlan, sonrasını düşünmeden sosyeteye uyup çocuğun adını Özgür Can koymuştur. Neyse olan olmuştur. Ekin-harmana daha 45-50 gün vardır. Önü ramazandır. Bayram, ekin-harman hepsi birbirine karışacaktır. Bu arada çocuğun kırkı da çıkar, izin alınır. Ver elini Akören. Kucakta çocukla birlikte iki giden çift hem de üç olarak Muammer hocanın otobüsü ile gelir ve aktaş da otobüsten inerler. Akşama az kala (dar bir vakit) Kapının tokmağına yapışırlar. Kapının arkasında “ebe-daş” oynayan küçük Zeynep “Ana-ağam” diye bağırır ve gaytevinde pilav pişiren anasına koşar. Ana telaşla havluya fırlar, kapının tokmağı açılmış, oğlan ile gelin kundakta bebeleriyle havluya girmişlerdir. Artık ana için kahırla-karışık hasret son bulmuş önce oğlunu sonra gelinini bağrına basmış. Sonrada kundağa sarılmış ve “oğlanmı-kızmı” diye sorabilmiş, aldığı “oğlan” cevabıyla Memedim diyerek şapır-şupur torununu öpmeye kaynaya kalmıştır. Bu arada ahırdan üstünün samanıyla çıkan baba, yani taze dede her ne kadar kızsa da dayanamayıp oğlunun boynuna sarılmış gelinine hoş geldin demiş ve de el öptürmüştür. Buda affedildiniz demektir. Üç-beş dakika ayaküstü sohbetten sonra küçük Zeynep “Ana bu çocuk, şimdi bizim mi?” deyivermiş. Gülüşmelerden sonra, yine Zeynep gelinin annesine müjdeci gönderilmiş. Oraya ilk varınca da önce ”bizim çocuğumuz oldu” demiş, daha sonra lafı toparlayarak “ağamla-gelinabam geldiler” diyebilmiştir. Dünür evi anlayacağını anlamış, onlarda mutluluktan uçmuştur. Onlar için, akşam ezanları ile camici çıkma vakti ilk defa bu kadar uzun olmuştur. Camicinin dağılmasıyla birlikte yakmadan ellerine fenarlarını da (dönüşte yakmak üzere) alarak yola çıkmışlar. Hatta baldız ve kayın koşarak  ana-babadan önce eniştenin evine damlamışlardır. Özgür Can gilin evinde daha sini orta yerdedir. Pilav-ayran ömründe hiç bu kadar ilgisiz kalmamıştır. İki dünürün yegâne mutluluk kaynağı Memet (Özgür Can) dir. Neden sonra orta yerdeki sini akıllarına gelir, aman bir gelip-giden olmadan siniyi kaldıralım denir. Ve sofra kalkar, derken duyan konu-komşularda gelir. Hoş-beş sohbet derken bu hal bir hafta kadar devam eder. Birde şunu anlatmadan geçemeyeceğim. Bu kalabalık akşamlardan bir akşam, ahali Özgür Can’ın honçasını yerken, ebe torununu Memedim-Memedim diye sevip öpüyor (normal de çok ciddi olan bebeğin ad aldığı Memed  dede) hanımına şakayla karışık “hanım içinden sev şu çocuğu, sanki beni sever gibi oluyor” demesin mi? Ortalıkta önce sessizlik soğuk duş etkisi yapıyor sonra bir gülüşme derken, ebe utanıyor tabiî, dedeyle üç gün konuşmuyor, küsüyor.

       Günler su gibi akıp geçiyor. İznin üçüncü günü ramazan bir demiştir. Bir hafta kadar sonrada ekinler işlenmeye başlamıştır. Mehmet ağa ile Ahmet ağa iki dünür, bu sene ekinleri makineye verelim, ağzımızın orucu ile zor olur diye önceden sözleşmişlerdir. Bunu duyan gelin-damat sevinir. Çünkü deste basmaya dünden razıdırlar, güle-oynaya giderler. Oğlan denk gelen moturculara günde 3-5 dölüm işletir, gücü yettiği kadar her iki taraf içinde parasını verir. Maddi destekte de bulunur. Sonra hanımı ile öyleye kadar acıkıp-susamadan deste basmaya gidilir. Bir hafta kadar da o sürer. Bu arada Memed (Özgür Can) her nekadar at arabasının gölgesinde halasıyla beraber olsa da, biraz yanmış kararmış “dağlaroğlu” olmuştur.

Ekinler işlenmiş, desteler bsılmış hatta saplar harmana çekilmiştir. Sırada gara böcünün Memet den gün ayarlayıp, sapı sürdürmek vardır. Oda olur. Cumartesi akşam birini, Pazar akşamda öbürünü sürerler. Akşam olunca kolay oluyor. Hem agızları açık hemde serin, sahura kadar bitiriveriyorlar. Birde savrumlular yeni çıkmış, çok zahmetsiz. Dene bir tarafa, saman bir tarafa. Yalnız; ertesi gün çeç çekerken oğlan baya bi zorlanıyor yorulduğunu hissediyor ama yüzdü-yüzdü kuyruğuna getirdi, oyunbozanlık yapmak istemiyor. Yorgunluğun sebebi de o altı havayılık kıl çuvallar yada çapıt çuvallar varya, Allah ne verdiyse ağzına kadar (7-8 havayı alır) dolduruyorlar. Bu da oğlanın sırtından geçiyor. Belli etmiyor ama belini incitmiş olmalı ki su koyveriyor. Zora gelemiyor. Ama saman hariç işler bitmiştir. Bayrama üç gün vardır. Biz samanımızı bayramdan sonra yavaş-yavaş çekeriz, denilip koca bir “sağol” çekilmiştir. Bu da fazlası ile hak edilmiş bir “sağol” dur. Artık harman unutulmuş, bayram havasına girilmiştir. Bizim oğlanın izni de bayram izniyle burun-buruna gelmiştir. Derken arafa gelir, akın-akın gurbetteki köylüler gelir. İkindiye mezarlık ziyareti yapılır. Herkes yeren gurubu ile gece geç vakte kadar kademede ayaklar. Ertesi gün olur bayram namazı, tekrar kabir ziyareti derken, odalarda yemekler yenilir. Bayramlaşmalar, bayram gezmeler de biter. İzin biter, izin! Genç karı-koca artık iznin bitmesini de istemişlerdir. Çünkü kendilerine Özgür Can larına zaman ayıramaz olmuşlar ve de yorgun düşmüşlerdir. Ayrılık vakti gelir, hazırlıklar yapılır. Zeynebi boynu bükük gören, abisi ve yengesi, yanlarında götürmek ister. Ama anası-babası karşı çıkar. “O bizim ayağımıza dönecek” denir. Sabahın yedisin de aktaşa çıkılır. Otobüs gelir ve verelini böyükşehir. Ama bu sefer uğurlayanlarda, uğurlananlarda rahat ve huzurludur. Bir dahaki buluşmaya kadar kalın sağlıcakla.                                                                                                                                          Ömer Eğren