Akviranda doya doya çocuk olmak

Tarih 16.05.2013 10:34:54 Editör Akören Sitesi web counterkişi bu haberi okudu

Konuya geçmeden önce; Çocukluğumuzdaki Akören’in tasvirin yapacak olursak, 1960’lı yıllar ve evveliyatında  köyümüzde; camiler, iki okul, belediye ve jandarma binası dışında çatılı bina yoktu. Evler ya ahır-samanlık üzerine hanay olarak yapılır, bunların bazılarında sundurması falan da olurdu. Böyle evler dubleks    J tipi evlerdi! Ya da genişçe bir avlunun etrafında sırasıyla; gözaltı, gaytevi, örtme ve sağında solunda iki oda, harciye,bir de en mühimi ahır sekisinden müteşekkil olan malikâne J tipi evlerdi.

      Gadememiz vardı; köyün üst başından alt başına kadar uzanan (karakol-mezarlık arası). Gadememizin sağı solu yol boyu çarşımızı oluştururdu. Yok yoktu,ne ararsan bulunurdu. Demircisi, marangozu, koşumcusu, dânâcısı, manifaturacısı, dükkancısı, terzisi, berberi, çerezcisi, kalaycısı, avadanlık yapanı (ananat-bildanat-tırmık vs.), vel hâsıl her birinden üçer beşer dükkan bulunurdu. Cumhuriyet Bayramları şâşaalı olurdu. Resmi geçitte demirci örsün üzerinde demir döver, berber alaköpüklü traş eder, terzi elbise ölçüsü alır vs.. her biri kendi mesleğini icra ederdi. Törenin sonunda Senemin Osman Emmi elinde helkelerle biz çocuklara akide şekeri dağıtırdı. Çocuklar için yüzme havuzu vardı (yeni çemede camızlarla ortak kullanırdık J ). Top sahamız vardı (Perçinlik’te Aktaş’ta). Mesîre yerlerimiz vardı (Dolukuyu’da, Dedeler’de). Dağlar zaten bizimdi.. Kısaca çocuk olmak için her şey muntazam, atmosfer çok güzel.

        Şimdi sadede gelelim; biz çocukluğumuzun ilk yıllarında hiç gökdimiden fistan giymedik,sonra askılı donu falan da hiç görmedik, göynek de giymedik! Çamurdan patlak oynayıp, gurbanbiş falan da yapmadık. Perçinlik’te köprüden kaymadık, yol tozuna bölenip üstümüzü de kirletmedik hiç! Hem kirlense de giyesi taşının üstünde, alatokurcaklı çimdirilmedik de! Hep pırıl pırıl gezdik, dolaştık, hep söz dinledik J!… Sonra kuzu güdüp oğlak akıştırmadık. Ne Yüğe davar sürmeye giderdik, ne de sabah ezanıyla yarı uykulu oğlak kişiğine giderdik Hem biz folluktan yumurta çalıp, Topal Arif’ten iplikli şeker de almadık! Vita kutusunda soğan kabuğu ile yumurta boyayıp yuvarlamadık da. Baharın omzumuzda torbayla eriğe- bayama da gitmedik,kaklıklardan böcülü sular da içmedik. Hergele önüne çıkıp ilin yağır eşşeklerine de binmedik, hiç ziyankerlik yapıp bekçiden ya da akşam olup eve gelince babamızdan dayak da yemedik. Hele hele öğretmenlerden hiç dayak yemezdik, onları görünce tünnük tünnük kaçmazdık da! Karnelerimizi aldığımız gün ayrılık ekmeği yiyip, ferferne de yapmazdık.

      Ne çelik-çomak oynardık, ne de çanak-çömlek patladı. Tütün okka bi lira’yı da uzun eşeği de hiç bilmeyiz! Sonra ütmeli bilya- çekirdeği uzaktan bile görmedik. Yazın hava karardıktan sonra ekinden gelenlerin eşeklerini de ürkütmedik! Biz hiç çember de sürmedik, günaşık çöpünden ya da bostan gabağından arabalarımız da olmazdı hiiç J !(Hatta ilk trafik kazamı çember süreken rahmetli Tokmağın Cırcıvık’la da yapmadım.Ama o zaman ben ne de olsa Nazmiye Demirel’in makam arabasıydım. Susa’da (şose yol) en önde gidiyor ve gözüm çemberden başkasını görmüyordu.)Köy kenarında yol kesip bağdan-bostandan gelenlerden “age yinge bana bi bostan  ver” deyip haraç da kesmezdik! Onlar da zaten “gabak guzum, gabak” der vermezlerdi. Ya da önceden hazırladıkları garga-saksağan oyuğu şalakları verirlerdi.ama olsun o şalaklar da pek tatlı olurdu. Bazıları Karahüyük yolunda, sessizce kelek arabasının (öküz arabası) üstüne çıkıp ihtiyar herifin arabasını boşaltmaları olur muydu onu ben bilemem! Ama biz o kadarını yapamazdık. Çarşı çocukları bizden allek olurlardı. Doğruya doğru! Bizde yalan da yok, hilaf da J !...

         Neyse , nerde kalmıştık… Harmanda düğenin arkasına binip üstünde uyuklamadık da, cergenin içinde bocudu kırıp götürüp sapın içine de gömmedik. Harmanda tinasın böğründen çeç (arpa-buğday) çıkarıp Maylılardan erik elma armut da aldırmadık hiç! Sapanla civcik avlarken komşunun camını da kırmadık! Kış gelince at kuyruğundan tuzak kurup cırrık da tutturmadık! Horozun tepeden kayıp, ellerimiz ayaklarımız buyduğunda ( üşüdüğünde) Genci Osman’ın çelenini de yakmadık! Akşamları “bir evde-bir evde” oynayıp metel de dökmedik!(mesela; bir evde bir evde dokuz oğlan, bir kız, ana-baba). Yün çoraplarla lokum-püsküütüne “yüzük” de oynamadık hiç! Ramazan da gece “iri ekmeğine” kalkıp günde üç oruç (teknenin kulpu) tuttuğumuz da olmadı! Bizim hiç lastik yimenlerimiz de olmadı! Çünkü biz yaz-kış haşımsport (Çerkez lastiği) ayakkabılar giyerdik J Hatta dağda-taşta susaştığımızda sarnıçtan suyu yimenlerimize doldurduğumuzla içtiğimizde çok olurduuu… mu? Hayır,öyle bir şey hiç olmadı! Olamaz daaa J ! Vel hasıl tâbiri câizse bizler birer melâikeydik- melâike J !... Dedim ya; yalan yok, hilaf da… J

        Diyeceksiniz ki; “Sizin çocukluğunuz neydi o zaman,yoksa siz hiç çocuk olmadınız mı?” Olur mu öyle şey, tabii ki biz de çocuk olduk. Dinle bak: Bi defa günlük kıyafetlerimiz şimdiki çocukların sünnet düğünlerinde giydikleri şehzade elbiseleri, bol yıldızlı amiral-general elbiseleri var ya, işte onlar bizim günlük elbiselerimizdi. İnanmaz yaaa, şuna bak hele! Her bir çocuğun evinde kocaman bi oyuncak selesi ve ağzına kadar hınca hınç dolu oyuncağı muhakkak olurdu! Uzaktan kumandalı arabasından,8 çizen trenine, havada asılı pilli teyyaresine kadar her çeşidi bulunurdu! Yoksa bile bi dediğin iki edilmez,hemen alınırdı. Büyüklerimiz üzerimize toz kondurmazlardı En çok da dedelerimiz severdi. Günde üç-beş defa dükkanlara (bakkal) götürür, havanın durumuna göre dondurma, gazoz, çikolata-şeker ne istersek alırlardı! Babalarımız, babalarının yanında bizi kucağına alır “oğlum” diye severlerdi. Hatta boynuna bindirir, gezmelere götürürlerdi. Biran önce 7-8 yaşlarına bi gelseler de şu yeni aldığım vitesli bisikleti ya da akülü arabayı nasıl bir süprizle versem diye iç geçirirlerdi! 3G telefon zaten çantada keklik! Sizin anlayacağınız bizde öyleydi! Yalan da yok, hilaf da J !... Başında da dediğim gibi; yok yok, her şeyimiz muntazamn. Biz çook şanslıydık, çoook ! Heeyy gidi günler heeyy J !...

 Ömer EĞREN

 

gözaltı: Yağmurda yaş, yazda güneş görmeyecek eşyaların konulduğu yer (odun, semer, urgan, gosa vs…)

gaytevi: Ocakbaşı, ekmek biteği, un biteği, pekmez küpü vs bulunduğu yer.

örtme: Salon gibi de kullanılan genişçe yer.

harciye:Misafir ağırlanan oda.

ahır sekisi: Ahırın içine doğru uzanan,biraz da parfüm kokan kışlık oda.

koşumcu: Atların arabaya bağlanmasını sağlayan, hamit ve kayışların satıldığı dükkan..

dânâcı: Günaşık, susam, zeğerek yağının çıkarıldığı dükkan.

toza bölenmek: Tozla haşır-neşir olmak.

allek: Gözüaçık.

tünnük-tünnük: Köşe-bucak kaçmak.

ferfene: Yemekte ziyafet çekmek

şalak: Kavun-karpuzun küçüğü

 

bocut: Su testisi

giyesi taşı: Çamaşır yıkanan taş.

çimdirilmek: Banyo yaptırılmak

 

 

akören İlçesi  Web Sitesi akoren.gen.tr  Ali Bekir Gültekin